ELVAN DEMİRKAN ELVAN DEMİRKAN

'Anı yaşamak' modası

Tipik bir İstanbul gecesi... Yoğun, telaşlı, kalabalık... Bebek'te popüler bir bardayım. Bu küçük ama hareketli mekana sığabilmek için ciddi bir uğraş vermeniz gerekiyor. Müdavimleri; modern, kariyer sahibi, özgür, alımlı, hırslı kadın ve erkekler... İçerisi 'Sex and the City'den bir sahne gibi... Kalabalıkta az ileride barın önündeki üç genç kadın gözüme ilişiyor. Bakımlı uzun saçları, yüksek topuklu ayakkabıları, dekolte giysileri ile ellerinde içkileri sohbet ediyorlar. Gençken hayatın tadını çıkartabilmek önemli... Ama bu genç hanımlar, birbirleri ile sohbetten zevk alıyorlarmış gibi görünseler de gözleri hep etrafı kolluyor. Kapıdan giren hiç kimseyi kaçırmıyorlar. Sanki her an flört edecek birini bulmayı bekliyor gibiler... Hiçbir şey olmasa da 'her an olabilir' heyecanı...

ARANMA MODASI ARTIYOR
Bu arada kalabalığın geneli alkolü su gibi tüketiyor. Tükettikçe 'aranma' modu daha da artıyor. Zararsız bir eğlence ile ölçüsüz bir arayış arasındaki çizgi yavaş yavaş kayboluyor. Gürültüye ve kalabalığa daha fazla dayanamayarak birlikte geldiğim arkadaşımla kendimi dışarı atıyorum. Böyle mekanlarda şu 'anı yaşamak' durumu herkesin dilinde. Sevgili Haşmet Babaoğlu'nun hoş bir yazısı vardı bir süre önce: "Mutsuzluğu derinleşenler anını yaşamak peşinde" diyordu. Çok doğru... Neden? Çünkü yaşadığın o 'an' dışında gerçek bir paylaşım, güven ve anlam yok hayatta... Vermekten değil, almaktan zevk alarak yaşayanlar için o anın dışında yaşanan her şey anlamsız ve boş... Ancak 'anı yaşamak'; tadıp, hissedip tüketilecek bir şey değil. Günün getirdiği baskılardan bir kaçış da değil. Hatta tam tersine; 'anı yaşamayı' stresten ve kendimizden bir kaçış olarak gördüğümüz, bir arkadaşımın deyimiyle 'kafayı kuma gömdüğümüz' sürece anımızı yaşayamıyoruz. Sürekli bir arayış içindeyken duyarlı olabilmeye, hayatın sıradan zevklerini algılayabilmeye imkan yok.

MUTLU OLAMIYORUZ
Hayatla bilinçsizce başa çıkmaya çalıştığımız stratejilerimiz bizlere daha çok huzursuzluk ve karmaşa getiriyor. Daha çok alışveriş, botoks, kırmızı tabanlı ayakkabılar, daha büyük çantalar, Ugg botlar... Bencil, maddiyatçı, kendi küçük çevresinin dışındaki büyük resmi göremeyen bir nesil olduk. Şimdi de karşımıza 'dizayner vajina' çıktı. Bu aralar estetik operasyonlarda en yeni trend 'Labiaplasty', yani vajina küçültme operasyonuymuş. Yani anlayacağınız istemenin ve sahip olmanın sonu yok. Herşeyi istiyoruz ama hiçbir şeyden de mutlu olamıyoruz.

HAYALDEN GERÇEĞE
Tüm bunlara rağmen, bugüne kadar tanıdığım en mutlu insanlar; hayatın kısa olduğunu ve hiçbir zaman ele geçmeyecek bir hayalin peşinde boşa vakit harcadıklarını farketmiş ve yollarını değiştirmiş insanlar... Yani hayalden gerçeğe geçebilmiş olanlar... Ben hayattan aldığım zevkleri çok ciddiye alıyorum. Alkolmüş, sigaraymış, sakinleştiriciymiş; bu tip semptom gidericilere bağımlı olmadan, yaşadığım anı algılayabilmek, tadını çıkartmak istiyorum. Ait olma hissini, takdir edilmeyi, beğenilmeyi insanın kendisi olamadığı bir mekanda aramıyorum. Ben o zevki, sürekli daha çok ayakkabıya ve daha az kırışığa sahip olmam gerektiğini gözümün içine sokan nörotik bir toplumda kendi sığınağımı yaratabildiğimde, okuduğum bir kitapta, oturduğum koltuğa gömülüp, çayımı yudumlarken geçen zamanı farketmeden 'beni anlayanlarla' yaptığım sohbetlerde buluyorum. Ve işin asıl zevki nerede biliyor musunuz? Karşınızda sizin ruhunuzu ve enerjinizi olduğu gibi yakalayabilen biri varsa, işte 'anı yaşamak' diye buna derim...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.