ELVAN DEMİRKAN ELVAN DEMİRKAN

Öğrenme zevkinin sırrı

Picasso; "Bütün çocuklar sanatkâr ruhlu doğar, önemli olan büyüdüğünde de sanatkar kalabilmektir" demiş. Einstein, bir öğretmeni tarafından 'aptalca hayalleri olan' ve 'çabuk öğrenemediği için sınıftakilerin öğrenme hızını yavaşlatan' bir öğrenci olarak tasvir edildiği için "Öğrenmemi engelleyen tek şey aldığım eğitimdir" demiş.

YARATICILIKLARI ÖLÜYOR
Bütün sosyal bilimciler, eğitim sisteminin çocukları yaratıcı yönlerinden uzaklaştırdığı üzerinde hemfikirler.. Amerika'da sekizinci sınıf öğrencilerine okula gitmenin amacını sormuşlar. Büyük çoğunluk "İleride iyi bir işe sahip olmak için.." diye cevaplamış. Bir başka deyişle öğrenmenin zevki kaçmış.

* * *

Bilgi kısıtlıdır, hayal gücünde ise sınır yoktur. Hayata müthiş bir merakla başlıyoruz. Çocukken öğrenmek için sürekli soru soruyoruz. Eğitim sistemimizde cevaplar sorulardan daha önemli... Lisede edebiyat dersinden nefret ederdim. Okuduğumuz bir şiirden anladığımı bir ilham yazardım. Eğer öğretmenin düşündüğü cevap değilse not vermezdi. Yani benim nasıl yorumladığımın önemi yoktu... Doğru cevabın önemi vardı. Öğretmenin elindeki cevabın. Onun için ezbere yöneldik hep. Biz istemeyi bıraktık ve bizden istenileni vermeye başladık. Şimdiki öğrenme isteğim okul yıllarımda olsaydı, eminim her yılı birincilikle bitirirdim... Einstein'ın dediği gibi "Bende özel bir yetenek arayanlar yanılıyorlar, sadece derin bir anlama merakım var..."

* * *

Çocuklarımızın geleceğinin bizim elimizde olduğunu düşünmek, insanda sürekli bir suçluluk ve yetersizlik hissi yaratıyor. Onların geleceğinin büyük bölümünün kendi ellerinde olduğunu bilsek, bu ağır suçluluk hissi biraz hafiflerdi belki...

EBEVEYN ETKİSİ AZ
Bu durumda sizlere iyi bir haberim var... Çocuğunuza her gece kitap okumayı seviyorsanız bir sorun yok ama sevmiyorsanız da ne çocuğun zekasını yok ediyorsunuz ne de iyi bir gelecek şansını... Araştırmalar çocukların davranış gelişimlerinde ebeveynlerin pek etkisinin olmadığını, arkadaşların, çevresel faktörlerin ve genetiğin etkisinin daha büyük olduğunu gösteriyor. (Bizler yine de sözümüzün geçtiği yere kadar hükmetmeye çalışıyoruz.) Vicdan azabınızı biraz olsun hafifletin. Biraz rahatlayın. Hatta rahatlamak tüm aile için daha iyiymiş. Çünkü doğru alışkanlıklar edinmesi için yaptığınız baskılar (mesela sebze yemesi, istemediği bir aktiviteyi yapmaya zorlanması, nasıl giyinmesi gerektiğine dair yönlendirilmesi gibi) çocuğun size karşı hislerini zedeliyormuş. Çocuğunuzun kalbini kazanmanın en iyi yolu, onu iyi okullara gönderip, sağlıklı alışkanlılar öğretmek değilmiş. Tam bu konuyu yazarken bir yakınım "Hoşgeldin" demek için uğradı (yaz için Çeşme'deyim). Sohbet sırasında "Kızımın en iyi okullarda eğitim görmesi ve doğru alışkanlıklar edinmesi için nelere katlandım ama ona sorsan ben kötü anneyim" dedi. Çocuğunuzun ileride sizi algılama ve hatırlama şekli; sevgi ve uyumun olduğu bir evde büyümekmiş. Çocuklar büyüdükçe, anne-babanın üzerlerinde yarattığı etki de azalıyormuş. Yani çocuğunuza hayat boyu sürecek 'sağlıklı alışkanlıklar' kazandırma uğraşınız uzun vadede fazla bir etki göstermiyor.

İYİ SPORCU AMA MUTSUZ
Peki çocuğu başarılı bir geleceğe hazırlamak için nasıl motive edebiliriz? Mesela pek çok başarılı müzisyen müzikle iç içe yaşayan ailelerden çıkıyor. Ya da en iyi sporcular yıllar boyu günde en az 10 saat disiplinli bir idmanla performanslarını geliştiriyorlar. Özellikle babaların çoğu zaman sevgiyi, başarma hırsı ile takas etmesi sonucu mükemmel performansa ulaşıyorlar. Meşhur tenisçi Andre Agassi'nin hayatında olduğu gibi. Mükemmel sporcu ama çok mutsuz bir adam... Mükemmelliyetçi kişilerin performanslarını izlemek, hayranlık duymak iyi güzel de, böyle ruhlarla birlikte yaşamak istemezdim doğrusu.. 'A Whole New Mind' kitabının yazarı Daniel H. Pink, "Bizleri neyin motive ettiği ile ilgili bildiğimiz her şey yanlış" der. Kazanma hırsı ve kaybetme korkusundan motive olmak artık demode bir düşünce şekli. Bu hırslar bize sadece mutsuzluk getiriyor. Yüksek performansla tatmin olabilmenin sırrı artık şöyle açıklanıyor: Hayatımızı yönlendirme arzusu, Yeni şeyleri öğrenmek ve yaratmak, Kendimizin daha iyisi olabilmek ve kendimizden daha büyük bir amaç için uğraşmak...

* * *

Fazıl Say, "Pop müzik ikiye ayrılır; müzisyenlerin yaptığı o 'dinlenesi' şeydir birincisi. İkincisi de 'Nasıl satarız?' sorusunda boğulan o şeydir" demiş. Popülerite anksiyetesi öyle bir şeydir ki, insanın kim olduğu ile nasıl görüldüğü arasındaki fark açıldıkça açılır. Hepimiz aslında üç kişiyiz. Kim olduğumu düşündüğüm, başkalarının kim olduğumu düşündüğü ve gerçekte kim olduğum ne kadar birbirine yakınsa, hayatta o kadar tatmin oluruz.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN