OKAN CAN YANTIR OKAN CAN YANTIR

Galeri baskını: Yeni bir şey yok

Zaman zaman düşünüyorum, bu kadar yoğun gündemli bir ülkenin vatandaşları olarak, biz hâlâ nasıl normal normal dolaşıyoruz ortada diye. Bir günlük gündemi, herhangi bir İskandinav ülkesinin bir yıllık gündemine eşit olan bir ülkede yaşayıp, fiziksel değil ama zihinsel bir yorgunluk yaşamamak imkansız çünkü. Ama bize hiçbir şey olmuyor. Çünkü bizim gündemlerimiz genelde 'boş' oluyor. Anlık bir hararetlenme yaşıyoruz, hep beraber meselenin ortasına dalıyoruz. İş asıl önemli noktaya, çözüm üretmeye geldi mi; ortadan çekiliyoruz. Amerikalı bir barbekü uzmanı, "Siz Türkler eti çok seviyorsunuz ama et pişirmeyi bilmiyorsunuz, eti yakıyorsunuz" demişti. Biz ateşin harlısını seviyoruz, kor halini değil. Bu, her türlü olaya bakışımızda da böyle. Ama kahvenin bile en güzeli, maalesef harlı değil kor halindeki ateşte pişiyor… Son bir haftadır, Tophane'de yaşanan galeri baskınını konuşuyoruz. Şehrin orta yerinde, elleri sopalı insanlar, önüne gelen her şeye ve herkese zarar veriyor. Burada tartışılması gereken çok ciddi bir durum var; orası açık. Olay gününden itibaren, tüm televizyonları dikkatle takip ediyor, yazılanları okuyorum. İstisnasız herkes, ikiye bölünmüşlükten söz ediyor. Bir kısım çıkıyor, ülkenin gittikçe muhafazakarlaştığını söylüyor; diğer taraf, büyütülecek bir olay olmadığından söz ediyor. Ama iki taraf da ne yapılması gerektiğinden bahsetmiyor? Günlerdir bu olaya ilişkin, zihnimizi aydınlatacak tek kelime duymadık. Olayın arka planında kimlerin olduğunu tahmin etmek ve puslu hava yorumları yapmak hoşumuza gidiyor çünkü. İşin kaynağına inmek, oraları kurcalamak aklımıza gelmiyor. Şehrin ortasında böyle bir rezilliğin yaşanmış olması bile başlı başına büyütülecek bir olay. Ama ben söylenenleri dinleyince, maalesef tatmin olmuyorum. Çünkü aklımı kurcalayan şeyler var.

SUÇU ATIP RAHATLAMAK...
Diyelim ülke yavaş yavaş muhafazakarlaşıyor ve bu tip olaylar da iktidardan güç alan kesimler tarafından organize ediliyor. Bir kesimin dile getirdiği bu iddiayı doğru kabul edelim. Böyle bir olaydan, en çok zararı kim görür? O şiddete maruz kalmış insanların ruhlarında, çok ciddi yaralar açıldığı kesin. Ama hem ulusal hem uluslararası yansımalarına bakarsak, bu olaydan en çok zararı iktidar görmez mi? Bu olaydan sanat da zarar görmüştür, sanatçı da, insanlık da… Ama bir ay öncesine kadar dünyada büyüme rakamlarıyla, ekonomik istikrarla gündeme gelen bir ülkenin, manşetlere 'sanat düşmanı' olarak taşınıyor olması, en çok da ülkeyi yöneten iktidarı korkutmaz mı? Bu ülkenin aydınlarının görevi, suçu bir tarafa atıp rahatlamak mıdır? Bir de tam ters cephede olanlar var. Diyelim, bu münferit bir olay. Aslında hiçbir siyasi yanı yok, mahalleli kendi arasında toplanıp 'gıcık' olduğu bir duruma müdahale etti. Bir an için bu iddiayı doğru kabul edelim. Peki, hiçbir siyasi yanının olmaması, cam-çerçeve indiren, insanların yüzüne biber gazı sıkan bir kalabalığın suçsuz kabul edilmesini için yeterli sebep midir? Benim için, olayın neden gerçekleştiğinden çok, bu ülkeyi düşünsel olarak yöneten insanların verdiği tepkiler ve çözüm önerileri önemlidir. Görüyorum ki günlerdir, herkes ihaleyi bir tarafa yıkmanın peşinde koşuyor. Kimse, benim bir vatandaş olarak, bir daha, eli sopalı kişilerle yüz yüze gelmemem için ne yapılması gerektiğini konuşmuyor.

BAŞIMIZA NE GELECEK?
Çünkü işin bu yönü kimsenin ilgisini çekmiyor. Gazetelerde manşet olmak veya televizyon programlarında söz almak için ateşli tepkiler vermek ve bunu anında yapmak gerekiyor. Medya şöhretliğinin geç kalmaya tahammülü yok. Böyle olunca da, çözüm önerileri ikinci planda kalıyor. "Olayın iç yüzü aslında çok derin…" Herkes, konuşmaya bu cümleyle başlıyor. Bırakın siz ne kadar derin olduğunu. Ne yapılması gerektiğini söyleyin. Bizim, sizin kafanızdaki komplo teorilerinden çok daha fazlasına ihtiyacımız var. Deprem oldu, 40 bin insanımızı yitirdik, bir yıl gece gündüz konuştuk ve unuttuk. Birkaç suçlu müteahhit bulduk, içeri tıktık, rahatladık. Şu an bir deprem olsa, başımıza ne gelecek biliyor muyuz? Ben bilmiyorum… Ve 40 bin insanına rağmen, bazı şeyleri ciddiye almayan bir toplum, 50 kişilik bir arbedenin şifrelerini çözmek konusunda bana pek umut vermiyor…
Bu olayın failleri ne zaman yakalanacak?
Bir mahallede, sanatı destekleyen projeler oluşturulurken, o mahallenin insanlarını da bu aktiviteye dahil etmek için neler yapıldı?
Ben bu iki sorunun cevabını merak ediyorum; isteyen istediği sorudan başlayabilir. Dedim ya biz ateşin harını seviyoruz, korunu değil. Birkaç güne kadar korlaşır, bu mesele de unutulur. Biz de ders almak için başımıza yeni yeni musibetlerin gelmesini bekleriz...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.