TURKCELL İMSAKİYE
TURKCELL İLE RAMAZAN
AYŞE ÖZYILMAZEL AYŞE ÖZYILMAZEL

Kalbimde acı kafamda sorularla

Ne kadar unutkanız, ne kadar kıymet bilmez... Sadece o anlarda kafamıza taş düşüyor, yukarıdan bir şeyler bizi sallıyor. Diyor, "Kendine gel!" Diyor, "İşte hayat bu! Bir varsın bir yok. Ona göre yaşa..." Ona göre yaşamalı biliyorum, biliyoruz. İyi de madem çok biliyoruz, niçin sınavda beceremiyoruz? Oysa ki dolu dolu bir "Seni seviyorum" yeter, sevdiğine sevdiğini her an hissettirebilmek çok mu zor? İş adındaki, hırs adındaki, mecburiyet adındaki o ömür törpüleyen, neden yaşadığımızı unutturan, bizi bizden başka bir şey yapan, bizden ummadığımız bir biz yaratan alemlere dalıp siliniyoruz.

BASIP GİTMELİ Mİ?
Hırslarımız, inatlarımız, rekabetlerimiz, o kahrolası egomuzla yuvarlanıp gidiyoruz. Yoksa yokuş aşağı yuvarlanıyoruz da haberimiz mi yok! Soruyorum kendime, perşembeden beri... Soruyorum defalarca... Benim için nedir en önemlisi? Alın size uzmanlık sorusu: Esas olan ne bu dünyada? Nefes almamıza değen şey ne? Bu uğraştığımız saçmalıklar değil elbet... Bak işte, onu kaybettim ben. Saflığım, inançlarımla... Birçok kaybımın içinde oydu en fazla koyan. Ben oydum, ben ondan parça, o benden... Basıp gitmeli mi buralardan? Bu öyle depresyonda bir ruhun sorusu değil. Uzun zamandır kurcalıyor kafamı. Ne kadar kalsak, o kadar kâr mı? Kusura bakmayın ama ya kalmak sadece durmak, yerinde tepinmek olmuşsa, o zaman ne olacak? Kalan ne kazanacak? Kalmasının ne anlamı olacak? Şu hayata nasıl layık olunacak?

TESELLİ CANIMI SIKIYOR
Ben onun devamıydım. O gitti. Haşmet, "Sen kaldın, sen anneannensin zaten" dedi. Peki bende ne kadar ben kaldı? Bir telefon, bir köprü geçişi uzaklıktaydı bana. O hep vardı... O arkamdaydı, o yanımdaydı, o sağımdı, solumdu... O koşulsuz sevendi. Anılar geçiyor gözümün önünden. Kimi güldürüyor, kimi hüznümü büyütüyor. Canım çok sıkılıyor, göğsüm ağrıyor, nefesim kesiliyor. Teselliler canımı sıkıyor, sanki işe yararmış gibi herkes tutuyor bir ucundan, avutmaya çalışıyor. Olmuyor, kesmiyor. Kalbi yananı ne teselli etmiş ki? İnsan kaybedince karanlığa düşüyor. Sanki yavaş yavaş bedenindeki tüm kan boşalıyor. Soruyor hiç durmadan; kaç kişi kaldık ki? Kaç kişi kaldık birbirimizi koşulsuz seven, bir "Alo" ile koşan... Kaç kişi kaldık, adımızı anınca gözleri dolan... Kaç kişi kaldık, geceleri birbirimizi düşünüp, dert eden... Anneannem "Gül kızım" dedi son konuşmamızda, "Gez, eğlen, senden değerli hiçbir şey yok!" Gerçekten mi? Halbuki ben nerede kaldım, bulamıyorum. Uzun zamandır aramayı da kesmiştim.. İnandığım her şey yarı yolda bıraktı umutlarımı. 'Tamam' bildiklerim hep eksik çıktı.

SIRRI ÇÖZÜLEBİLİR Mİ?
O neşenin, o çalışmanın, o vermenin güzelliğini yaşamanın, o gönlü bolluğun, o cesaretin kadını... Ne çok şey kattı bana. Ne çok güzellik... İyiliklerimin birçoğunu borçluyum ona. Şimdi yalnızım. Alışmak zorundayım. Alışır mıyım? Hani kaçar ya insan bildiği sondan, hani saklanır görmek istemez ya. Benimkisi o misal. Kaçtım uzaklara, görmek istemedim bir damla kalmış halini. Her sabah dua ettim, "N'olur bu sabah değil..." Korkudan bencillik benimkisi.

ACABA BENİ DUYAR MI?
O akşam oldu... Anneme, "Telefona ver anneannemi" dedim, veremedi. Söyleyecek sözlerim kalmıştı. Teşekkür etmek istedim, "Gitme, azıcık daha kal" demek istedim. O duyamazdı... Şimdi evimde oturmuş düşünüyorum, beni duyar mı? Ona verdiğim sözü tutacağım. O gün gelince ona selam yollayacağım. Şimdi sevdiklerimi tek tek aklımdan geçiriyorum. Pişmanım tüm hatalarımdan, kırdığım kalplerden, yarım bıraktığım, savaşmadığım sevgilerimden. Daha iyi olabilirdim değil mi? Kim bilir belki, bir gün kendimden takdir edeceğim bir ben çıkarabilirim. Bir gün o benimle gerçekten gurur duyabilir. Olabilir mi? Ben bu dünyayı anlayabilir miyim? İşin sırrını çözer miyim? Başarabilir miyim? Ne bileyim... Sadece onu çok özledim.
BİZE ULAŞIN