AYŞE ÖZYILMAZEL AYŞE ÖZYILMAZEL

Hayata 'gelişine vurma operasyonu' başlasın

Yine kaçtım, İstanbul bünyeye ağır geldi mi, ben hep öyle yaparım. Çok şanslıyım, kaçarım... İlk uçakla Alaçatı'ya uçarım. Alaçat Kırevi'ne sığınır; Ayşenur'a, Destina'ya binbir türlü şımarıklık yapar, Ayşe'nin mamalarını yutarım. Yine kaçtım, bu kez yola tek çıkıp burada çoğaldım. Denize taşı attım, o taş bendim, sonra daireler büyüdü de büyüdü. Ekşigiller geldi, kalbimin orta yerindeki cumhuriyet geldi, Jüli geldi, Dumancı Seda geldi. Dilhan'ım yolda ve İpek tabii ki telefonda.

ELİF ŞAFAK'SIZ OLMAZ
Ha bu arada İpek demişken, Allah sizi inandırsın, ta İstanbul'dan kumanda ediyor beni. Her yarım saatte bir zıırrr telefon, bilemediniz SMS. "Ayşe noluyoo anlat..." Önce panikliyorum, kesin bir şey olmuştur ve ben İpek'e anlatmayı unutmuşumdur. Kadının üç harflileri mi var ne? Sonra kafama dank ediyor "İpek, n'olacak ya, güneşleniyorum..." İpek'ten cevap "Sen çok güneşlendin, kalk gölgeye geç..." Bu arada plaj ahalisinin yüzde doksanının elinde o pembe kitap! Ne o? Elif Şafak'tan 'Aşk'... Diyelim hamile Çağla Şikel de gölgelenirken elinden düşürmüyor 'Aşk'ı... Neyse, canım arkadaşım Aslı günlerdir tepemde boza pişiriyor. "Aşk'ı mutlaka okumalısın..." "Okuyorum ya Aslı!" Aslı ille de bitirdiğimde kitabı konuşacak ya, "Hadi hadi çabuk bitir, bak benim hayatım değişti, senin de değişecek..." "Yahu benim hayatımın yanında hop hop hop değiş tonton halt etsin. Bu kadar hızlı değişen bir hayat daha olabilir mi canım?"

ENDİŞEYE YER YOK...
"
Hadi bakalım değiştirsin 'Aşk' beni" derken derken, Ekşigiller'in elebaşı, grubumuzun yemekten ve eğlenceden sorumlu bakanı değiştirdi dünyamı... Hani bazı kocaman sözler vardır duyarsınız, okursunuz, "Yaa evet ne doğru" şeklinde kafa sallarsınız... Fakat yapamazsınız, uygulamada tıkanırsınız ya. Bu adam tıkanmıyor işte, size örnek oluyor, içiniz kıpır kıpır ediyor, "Ben salak mıyım?" endişesine kapılıp, değişmek istiyorsunuz. O, topa gelişine vurabiliyor. Hata yapmaktan hiç korkmuyor, yaptığı zaman da duruma uyanıp hatasından dönmeyi biliyor. Hani nasıl derler... Hah! O, düz yaşıyor düz... Halbuki işi-gücü hepimizden karışık. Arapsaçına bir anda dönebilir tüm hayatı. Yoook! O bekliyor, o dingin, o kendini seviyor, 24 saat emin. Olursa olur, olmazsa olmaz. Endişeye, gerginliğe, üç adım sonrasını hesaplamalara onun hayatında yer olmaz.

SONSUZA KADAR...
Dedim; "Ekşigil, sen bu işi nasıl beceriyorsun. 'Ferrari'sini Satan Bilge' seni görünce kıskançlıktan çatlar..." Başladı anlatmaya... Onunkisi de bir anda ruhu fişe takma hesabı. "Hayatı ne kadar zorlarsan, o seni üç katı zorlar!" kafasına geçivermiş... 28-29 yaşında olaylar, hayat öyle gerektirmiş. Üzülüyordum, o da anlıyordu... Durdu şöyle dedi; "Bak Ayşe, senin ne hissettiğini kimse bilemez ama sorgulama, yargılama; 'o gerçek miydi?', 'numara mı çekti?' diye kendini yorma. O ne hissettiyse hissetti. Takılma. Önemli olan sen ne hissettin?" Doğru ya! Hayat anlardan ibaret değil mi? Niçin 'sonsuza kadar' vaziyetine takarız ki? İlle de sonsuza kadar. Oldu canım. Sonsuza kadar sen kalacak mısın? Önce üşenme de sor şu soruyu kendine. O seni sevdi mi, sevmedi mi... Sana ne? Sen kendinden sorumlusun, anların tadını çıkartabiliyor musun? Sen yakalayabildiğin anlar kadar yaşıyorsun... Kurcalamamalı, kafayı da kalbi de bulandırmamalı, kalmalarda ısrarcı olmamalı... Ya işte böyle... Bugünlük bana müsaade...
Bugünkü Diğer Yazıları
BİZE ULAŞIN