AYŞE ÖZYILMAZEL AYŞE ÖZYILMAZEL

"Acını nasıl dindirdin?"

Tamam, tamam! Neşeli Ayşe'yi istiyorsunuz. Ben oturup onunla bununla, kendimle falan dalga geçiyorum, siz gülüyorsunuz. Ama inanmazsınız bünyede fena halde sükunet hakim... Alaçatı'da rüzgar, bende Zuhal Olcay havaları esiyor. Dalıp dalıp uzaklara bakmalar, doluya koyup taşırmalar, boşa koyup dolduramamalar yaşıyorum. Düşünüyorum, taşınıyorum, kaşınıyorum... Çimlere yatıp yıldızları seyrediyorum. Denizleri aşıp da gelmek istiyorum.

YASİN SENİN AŞKIN KİM?
Arkadaşlarım olunca gülüyorum, şamata yapıyorum tabii. Eski alışkanlık, n'apalım... Sonra yalnız kalıyorum, diyar diyar sürükleniyorum. Elif Şafak'ın 'Aşk'ı ile aşk yaşıyorum. Bir de Yasin'le... Yasin bizim futbolcu Yasin Sülün'ün oğlu. Üç yaşında... Kocaman elmacık yanakları, gülmeye hazır ışıl ışıl gözleri, minicik dolmacık ayakları, sarıya çalan, uçuştukça çocukluğumu yakaladığım saçları var. Soruyorlar "Yasin senin aşkın kim?" Başını yana yatırıp "Ayşeeee" çekiyor. İçimin yağları eriyor... Yasin'le yüzmek, Yasin'le "Pembesi gitti tozu kaldııı"yı söylemek, Yasin'i salıncakta sallamak en büyük zevkim oldu. Dünyanın en iyi terapistleri gelse Yasin etkisi gösteremez üstümde. Aaaa! Başıma gelenler, çocuk mu istiyorum ne? Tövbeler olsun, hemen konuyu değiştireyim. Çocuk demek sabitlenmek demek... Oyyy, bastı bastı kolbastı... İşte böyle bir ruh halindeyken, keşke sakallarım olsa da uzatabilsem kıvamına gelmişken posta kutuma okurum Eda'dan e-mail düştü. E-mail bu, düşer mi düşer. Soruyor Eda: "Acınızı nasıl dindirdiniz?" Çok sevdiğim anneannemin vefatını kastediyor. Cevabım basitti... Acımı dindirmedim... Aslında ben hiçbir acımı dindiremedim. O işte sınıfta kalıyorum, belki de dinmesin orada dursun istiyorum.

NİHAT, CENK, ANNEANNEM...
Ne onsuz kalmış evimin acısını, ne yuvasızlığın acısını, ne babamın uzaklığını, ne isteyerek seçtiğim yalnızlığımın geceleri vuran acısını,
ne yitirilmiş dostların acısını, ne her defasında kabarık hesaplar ödetmeden rahat edemeyen aşklarımın acısını, ne terk edip arkasına bakmadan gidenlerin acısını, ne Nihat'ın, ne Cenk Abi'nin acısını, ne anneanneminkini, ne içimde aradığım huzurun acısını dindiremedim... Aslında düşündüm de dinsin istemiyorum. Çünkü; tüm o acıların, yaşadığım bütün güzellikler, muhteşem anlar gibi beni ben yaptığına inanıyorum. Benden daha iyi bir ben çıkaracağına da... Karar verdim; İstanbul'a döndüğümde kaybettiklerimin adını dövme yaptıracağım koluma. Unutmamak için, kıymet bilmek için...
BİZE ULAŞIN