AYŞE ÖZYILMAZEL AYŞE ÖZYILMAZEL

Hayata mola vermek ya da başlamak

Eğer Maya takvimi doğruysa, 21 Aralık'taki sona hiç de hazır değilim dostlar.
Aslına bakarsanız gram inanmıyorum bu kıyamet senaryolarına ama işte maya bu, tutmayacak derken ya tutarsa...
Valla gözüm açık giderim.
Şöyle gürül gürül bir aşk yaşayamadık, istediğimiz kiloya inemedik, gönül ferahlığıyla bir mevsim geçirmek nedir bilemedik, ucu ucuna yetişmekten, son dakika gollerinden fırıldağa döndük, hayatımızın her karesine zaman sıkıştı, 'ayıp olmasın'lar sardı, kafada deli sorular dolanmadan sevişemedik bile, diyelim pişman olmadan bir tabak mantı yiyemedik.

YAPMADIĞIMIZ, EKSİLDİĞİMİZ...
Memleket meselelerine hiç girmiyorum; o kısımda 'keşke'ler, 'eğer'ler, 'e hadi'ler, sıkıntılar, oldurulamamışlıklar o kadar çok ki...
Aşırı doz karamsarlıktan yazıyı öldürürüz yani!
Düşününce tablo nasıl da 'Hay Allah'lık.
Ee çünkü hep yarına umudumuzu sakladık, değil mi?
En iyi planlarımız hep önümüzdeki seneyeydi. En çok istediklerimizi durmadan 'beş yıl sonra'ya öteledik.
Hele bir şu iş düzene girsindi, hele bilmem ne olsundu bitsindi, hele çocuklar büyüsündü, şu okuldan mezun olunsundu; çok şahane şeylere kavuşacaktık.
Yapmadığımız, ektiğimiz, eksildiğimiz, günümüze eklemekten çekindiğimiz, listelemekten deneyimlemeye fırsat bulamadığımız öyle çok şey var ki... Dünya küçücük gibi görünürken adımlamaya kalktığında öyle büyük ki...
Yani sizi bilemem ama benim için öyle.
O yüzden eğer 21 Aralık son günümüzse, çok üzüleceğim çok...

BERRAK ASIL ŞİMDİ BAŞLAMIŞ
Geçen gün gazeteci arkadaşımız Sibel Arna'nın oyuncu Berrak Tüzünataç'la yaptığı röportajı okudum, "Hayata mola verdim" diyordu Berrak.
Tam da şu Maya zamanında, tam da 'Hoop! Bu acele ne, nereye koşuyorsun Ayşe kardeş?' sorusu içimi yerken, hafiften sımsıkı tutunduklarımı salmaya başlamışken; merak ettim nasıl bir molaymış acaba.
Şöyleymiş; Berrak bir süre dizi ya da sinema filmi çekmeyecekmiş.
Çalışmayacakmış yani.
Buymuş 'hayata molası'.
Onun yerine yazı yazacakmış, resim yapacakmış, dans edecekmiş, gezecekmiş, spor yapacakmış.
İyi de bu hayata mola vermek değil ki.
Tam da hayatı kucaklamak; hissede hissede yaşamak.
Berrak asıl şimdi hayata başlamış bence.
Ve en güzelini yapmış. İnsanın istediği, özlediği, sevdiği şeyleri yapabilecek kadar işten izin alabilmesi, kendine dönebilmesi ne kadar büyük bir lüks.
Ve buna karar verebilmek de ne kadar cesur, kendini bilir ve olgun bir hareket.

CANININ ÇEKTİĞİ KADAR...
Bu dönemde aynı kafalarda olduğumdan mıdır nedir, çok tuttum Berrak'ın arabayı boşa almış versiyonunu.
Takdir ettim.
Çünkü biriktirmek gerekiyor bazen, sahneden çekilip uzaktan bakmak, sadece kendinle konuşmak, canının çektiği kadar olmak, çabasızlaşmak.
Galiba o zaman başlıyor hayat.
Çünkü bu sabah izlediğim güneşin doğuşu hayat; bir bardak çay eşliğinde uzun uzun baktığım Boğaz ya da köpeğimle uzun uzun oynamak, kitapçıdan saatlerce çıkmamak, çiçekler alıp evin çeşitli yerlerine koymak, telaşsızca klasik müzik dinlerken uyuyakalmak hayat; yeni birini tanımaya vakit ayırmak...
Yazmak, durmak, bir daha yazmak, öz konuşmak, öz saçmalamak, arkadaşınla elindeki telefona bakmadan saatler geçirebilmek hayat.
Böylece kurumuş içinin yeşerdiğini hissetmeye başlıyorsun, böylece esas önemsediklerini hatırlıyorsun, böylece bulanıklıktan netliğe geçtiğini fark edebiliyorsun.
Neyse, öyle işte... Anladınız siz.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN