ŞİRİN SEVER

Pardon ama bizim işimiz bu mudur arkadaşlar?

Paparazziler son zamanlarda sokakta yakaladıkları/ rastladıkları ünlülere hayatı dar ediyor, psikolojik işkence yapıyor, hele 'yakaladıkları' alkollüyse, işi tacize kadar vardırıyorlar. Sanırım reyting getireceği için, en çok da TV kameralarının işine geliyor bu görüntüler... Ne ararsan var: Karşıdakini sinirlendirecek hareketler, garip garip sorular, üstelemeler, 'neden konuşmuyorsunuz' diye hesap sormalar, hatta elle taciz! Her yol mübah, 'her şeyi yapabilirim' sanıyorlar. Bütün bunların üzerine bir de çıkıp, 'biz işimizi yapıyoruz' demiyorlar mı, deli oluyorum. Kimse kusura bakmasın, 'iş' falan değil bu; büyük ayıp! Fazla mı ileri gittim? O zaman bir hafta içinde yaşanan vukuatlara bir bakalım...

***
Daha birkaç gün önce Levent Kırca gazetecilerle dalaştı... Beşiktaş'ta bir mekanda sevgilisi ile yemek yerken gazetecilerin görüntü alması üzerine sinirleniyor. Her gazeteci, sevgilisiyle görüntü vermeyen, üstelik bunu inkar eden ünlüyü yakaladı mı, çeker! Buna kimsenin itirazı yok, olamaz da. Ama adam sinirlenmiş, kalkmış yerinden, gazeteci avına çıkmış, bunun üzerine kışkırtır gibi gidip tekrar soru sormak da neyin nesi? İşin içine alkol de girince, çevredekiler zor tutuyor tabii Kırca'yı. Sonuç? Yaşını başını almış, usta bir sanatçı için hoş olmayan görüntüler çıkıyor ortaya.
Önceki gece Uğur Yücel'in gazetecilerden kaçışı geldi ekranlara... Ben izlemedim, izleyenlerden dinledim... Uğur Yücel bir mekandan çıkmış, hafif de alkollü. Muhabirler geliyor, bir şeyler soruyor, o da cevap vermemeyi tercih ediyor. Bir an önce kaçayım telaşından, ayağı takılıyor ve yere yuvarlanıyor. Düşerken de cep telefonu cebinden fırlıyor. Koca adam yerlerde ama paparazziler, yere kapaklanmış bir Uğur Yücel bulmuş ya, çekmeye devam ediyor. Ne kadar ayıp! Neyse ki iki-üç saniye çektikten sonra 'kaldıralım' deyip, yerden kaldırıyorlar 'lütfen.'
Bir süre önce de, yine bir mekandan alkollü çıkan Halil Ergün'ün kovalanışını izlemiştim. Adam taksiye binmeye çalışıyor, kemeralardan kurtulamıyor, tekrar mekandan içeri giriyor, çıkıyor yine kurtulamıyor, konuşacak hali yok, bombardımana tutmuş soru soruyorlar. Adam haklı olarak, "Bu halde konuşmak istemiyorum" diyor, üzerine gidip alakalı alakasız hatta dalga geçen sorular soruyorlar. İzlerken acayip sinirlenmiştim...
Tuba Ünsal keza... Beyoğlu'nda yürüyor, bir muhabir tam kızın boynuna kadar kafasını uzatmış, mikrofonu da ağzına dayamış yürüyor onunla. Yemin ediyorum, sevgilim olsa, o kadar yakın yürüyemem! Dayanamadım artık 'İçine girseydin bari' diye başlık attım. Milletin sinirleri test ediliyor resmen, 'bakalım Hande Ataizi gibi şemsiye falan fırlatır da eğlence çıkar mı, yoksa kendisine hakim olabilecek mi' diye...
En son Timuçin Esen'in başına gelenler işte... Adam alkollü. Konuşmak istemiyor, ısrarla takip edip soru soruyorlar. Bu arada Esen'in arkadaşları taşkınlık yapıyor, kavgayı onlar başlatıyor tamam da, alkollü insanları kışkırtınca önünde sonunda bu olacak, bal gibi biliyorsunuz. Alkol alınca hangimiz kendimizi kontrol edebiliyoruz Allah aşkına! Televizyonda izliyorum kaçıp kovalamacayı. Basın mensupları 'işimizi yapıyoruz sadece' diyor... İşiniz, belki renkli görüntüler çıkar diyerek, polis ekipleriyle birlikte sokak sokak Esen ve arkadaşlarını aramak mı? Esen'in yaka paça polis arabasına götürülmesi, yerlerde sürüklenmesi, kelepçelenmesi falan... Bütün o fotoğraflara bakarken acayip utandım ben mesleğim adına. Üstelik bu adam... Hiçbir şekilde ortalıklarda olmayı istemeyen, ekrana dahi çıkmak istemeyen, röportaj bile vermeyen, şöhret peşinde koşmayan, kendi halinde bir oyuncu. Bunları yapanlar farkında değil belki ama gazetecilik mesleğine zarar veriyor, güven duygusunu yok ediyorlar. Elbette işinizi yapıyorsunuz, elbette dışarıda, sokakta gördüğünüz ünlüyü çekeceksiniz, soru da soracaksınız ama cevap alamadığınızda kışkırtmak, alkollüyken konuşmak istemeyeni ille de konuşturmaya çalışmak, abuk subuk sorular sormak, taciz etmek neyin nesi ya? Böyle yaparsanız kim mikrofon uzattığınızda size dönüp iki kelime edecek? Kim eğlenmeye çıktığında, cesaret edip de alkol alacak? Oysa herkesin alkol almaya, içmeye, hatta zil zurna olmaya hakkı var. Siz de gidin, yakalayın çekin. Ama o kadar! Farkında değiliz ama şu mesajı veriyoruz: Dışarı çıkma, içme, eğlenme, aman yakalanma! Pardon ama, bu mudur bizim işimiz arkadaşlar?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN