HASAN BÜLENT KAHRAMAN HASAN BÜLENT KAHRAMAN

İyi ki onlar var

Yılın son günlerindeyken ve İstanbul sabah kıpkırmızı doğan güneşi, bütün gün etrafta uçuşan sisleriyle muhayyilemizi kaşıyarak efsunlu bir rüyanın içinde yüzerken acaba çok "derin" meselelerle uğraşmak isteyenler kimlerdir? Sadece politika yiyip içerek yaşayanları biraz bahtsız insanlar olarak gördüğümü burada bir kere daha itiraf edeyim. Ama hayat şampanya köpüğü de değil. Büyük şairin dediği gibi "yaşamak şakaya gelmez/ büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın..."

***

Hayatımın ilk yıllarından bu yana sanat ve kültürle haşır neşir olmayan toplumları, tıpkı insanlar gibi, kadersiz diye gördüm. Toplumların sanat ve kültür üstünden "kalkınacağına" inanmadım ama o alanda yetersiz olan toplumların kalkınmasının da bir mana ifade etmediğini artık şu yaşımda ve başımda rahatlıkla öne sürebiliyorum. Ve ne yazık ki, Türkiye'yi de, bütün gelişmesine rağmen, çok hazin bir biçimde o kategoride değerlendiriyorum.
***

Sanat başka bir şey-diyelim. Ama kültür aynı zamanda birikim ve gelenek demektir. Sürekliliğin doğurduğu bir bütünlük içinde zamanın damıtılması, emeğin yoğunlaştırılması, duyarlılığın süzülüp pekiştirilmesidir kültür ve geleneğin mayalayıcı, karıcı, pişirici gücü her zaman "literer" bilginin ötesindedir. Gelenek ötekini barındırır ama tersi daha zor bir şeydir. Örnek mi istiyorsunuz, sadece İncil'den türeyen ve dünya klasikleri arasında yer alan yapıtlara bakmak yeterli, NY Times Kitap Eki'nin son sayısında konu yaptığı gibi. Bizse Ahd-i Atik'ten bugüne müdevver o mesellerin tamamını bu kaynaklardan okuduk, kimse mesela Kur'an'da onların nasıl anlatıldığının izini sürmedi.
***

Cumhurbaşkanlığı Büyük Ödülleri'nin törenine bu anlayışla gittim. O ödülleri, zaman zaman eleştirilerim olsa da, ortaya çıkan kararlara katılmasam da bazen çok önemsiyorum. Türkiye ödül yoksulu bir ülkedir. Takdir etmeyi ve edilmeyi ayıp ve mahcubiyet sayan bir kültürden geliyoruz. Her ne kadar bugünün narsisistik anlayışı biraz değiştiriyorsa da herkes kendi köşesinde "pir aşkına" yapar işini.
Bu yıl dört ödül verildi. Bence mükemmel bir kompozisyondu. Ödül alacak isimlerin seçiminde elbette bazı tercihler rol oynamıştı ama o çizginin içinden gelen isimlerin değeri de su götürmezdi.
***

Doğan Hızlan benim 1977'den beri dostum. Bir anlamda ben daha sonraki kuşaktan gelen bir meslektaşıyım Doğan Bey'in, eleştirmen olarak. Onun Türk edebiyatına ve ondan ötesi içinde yaşadığımız dünyanın kültürel bir evrene dönüşmesine yönelen katkılarını ilgiyle izledim. Daha önce hakkında yazdığım bir yazıda kendisini "estet" olarak nitelendirmiştim ki, bu bence her şeyden daha önemlidir.
Sezai Karakoç çok ilgiyle okuduğum bir şair. Onu aynı zamanda bir inanç insanı olarak görmek gerekir. Ait olduğu geleneğin böyle bir özelliği var, o da öylesi bir bilinçle hareket etti. Her zaman kendine ait bir dünyayı gerek şair olarak gerek siyaset insanı olarak kurmayı ve korumayı bildi. Cemal Süreya ve bilhassa Ece Ayhan gibi Türk şiirinin çok ilginç isimleriyle aynı yıllarda Mülkiye'de okudu ve onlarınkinden hayli farklı bir şiir yazdı. O şiir bugün kendi görüşünü savunanlar tarafından bile bence yeteri kadar anlaşılmıyor, hatta okunmuyor. Oysa ince çözümlemelerin öznesi olması gereken bir örgüyü dokur o şiir.
Semavi Eyice üniversite dünyamızın en ilginç isimlerinden biridir. Yıllarca hep aynı şeyi söyledim: Bizans'ın (ki, bu uydurulmuş bir sözcüktür, aslı Doğu Roma İmparatorluğu'dur) mirasçısıyız. Ben şimdi Bizans'ın kalbinde yaşıyorum, örneğin. Ama güçlü, etkili bir Bizans araştırmacılığı, enstitüleri, kürsüleri yok bizde. Daha hazin hatta ilkel bir şey olabilir mi? Eyice hoca bu çoraklığı tek başına doldurmaya çalışmış bir isimdir ve dünya çapında bir değerdir.
Nihayet Hasan Çelebi... Muhtemelen çok az insanın bildiği bir ad, bir hüsn-ü hat ustası ve benim için o törenin en çarpıcı siması, çehresi, hatta manası. Bir geleneğin son örneği olmanın ötesinde sadece yaptığı konuşma, Türkçesi, kelimeleri, heyecanı ve "terbiyesi", tevazuu ve mehabeti kuşatan terbiyesiyle geleneğin abidevi manasını bir kere daha işaret ve temsil ediyordu. Diğerleri sanatsa işte o kültürdü, sanatı da kapsayan bir birikim olarak kültür. Etkilenmemek imkânsızdı.
***

İyi ki onlar var... Herkese gönlünce bir yeni yıl diliyorum.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.