HASAN BÜLENT KAHRAMAN HASAN BÜLENT KAHRAMAN

Zaten Suriye'deyiz

Türkiye Suriye ile göğüs göğüse savaşa girmeyecek, koşullar böyle sürerse. Girmesi zor bir karar olur. Nedeni açık: Suriye, Türkiye ile savaşmak istemiyor. İktidarına, geleceğine pamuk ipliğiyle bağlı bir siyasal önder Türkiye gibi bir gücü karşısına almak istemez. Türkiye azmini, kararlılığını ve sertliğini gösterince zaten geri çekildi. Bundan sonra taciz kapışmaları yaşanabilir. Çatışmalar savaşa dönüşmez.
Fakat önemli bir konu var: Türkiye Suriye ile zaten bir türlü savaşıyor. Muhalefet ordusunu destekleyerek, onlara zemin yaratarak ve silah sağlayarak bu savaşı sürdürüyor. Suriye'nin o yanlışlık dediği bomba kendi ülkesinden bizim sınıra doğru kaçan muhalefet ordusunun askerlerine attığı mermilerdir. Türkiye de verdiği cevapta muhalefet ordusunun sıkıştığı noktalara atış yaparak onları rahatlatmaya çalışıyor. Bunun ötesinde bir savaş çıkmaz.

***

Çıkarsa ne olur?
Kötü olur! Kötü olur çünkü, o zaman Türkiye, arada dünya kadar farklar bulunsa bile 2003 koşullarına geri gelmiş olur. O dönemde savaşın sahibi ABD'ydi. Türkiye ona topraklarını kullandırtarak Arap topraklarına saldıran bir yabancı ülkenin taşeronu olacaktı. Bu, Türkiye'nin zorunlu şartlar altında bir Arap ülkesiyle savaşa tutuşmasından çok daha vahimdi. O şart yerine gelseydi, Türkiye asla Arap âleminde bugün sahip olduğu itibarı yakalayamayacaktı.
Bugün koşullar farklı. Ama gene de Türkiye savaşa girmemelidir. Kendi sınırlarını güçlendirmek, muhafaza etmek her devletin hakkıdır. Ama onu aşan bir zorlama ortaya bambaşka sorunlar getirecektir. O sorunların başında iki unsur var.
Birincisi derin hafızadır. Arap dünyası Türkiye'nin Suriye üstünden gelişecek bir hegemonya yaratacağına dair içinde ürküntü saklar. Bütün büyük ve emperyal geçmişi olan ülkeler gibi Türkiye'nin de 1925-26'da elinden İngilizlerin zorla aldığı Musul ve Kerkük konusunu kafasının bir yerinde canlı tuttuğunu bilir Arap dünyası. Herhangi bir kımıltı akla bu hayalleri getirir. Bir de bu bölgede yüzyıllarca sürmüş Osmanlı iktidarının Türkiye tarafından tahassürle hatırlandığını düşünür. Hele Kuzey Irak'ta kurulan Kürt devletinin şimdi Türkiye'ye bağlı hale geldiği bir dönemde bu hamle fincancı katırlarını büsbütün ürkütecektir. (AK Parti kongresine Barzani'nin gelmesi sıradan bir şeymiş gibi geçiştirildi. Son zamanların en büyük siyasi manevrası ve başarısıdır halbuki...)
***

Gelelim neden bölgede savaşa girişmememiz gerektiğini açıklayacak ikinci hususa. Girmemeliyiz, çünkü bölgede çok güçlüyüz. "Sıfır sorun" politikasından bütün komşularla zıtlaşma aşamasına geldiğimiz çok yazılıyor, söyleniyor. Öyle bile olsa Türkiye bölgedeki kontrol gücünü çok üst düzeyde koruyor. Daha da önemlisi şu: Türkiye bölgedeki büyük demokratik açılımdan sonra bir rol modeli olmayı sürdürüyor.
Bana kalırsa asıl düğüm noktası budur. Mısır Cumhurbaşkanı son AK Parti kongresine geldi. Bu Türkiye'nin bölgedeki itibarını kabul etmek değil de nedir? İkincisi, Meşal geldi. Öteki söylenenlerin bir önemi ve anlamı yok. OD bugün de Filistinİsrail çatışmasıdır. Türkiye'nin bu kompozisyon içindeki konumu bellidir ve bu kendisine büyük üstünlük sağlamaktadır. (Gene bana göre bu durum dahi İsrail'le kötü ilişkiler içinde olmamızı gerektirmez.) Üçüncüsü, Suriye Arap Baharının etkisi altındadır. Türkiye bu "baharı" muhalefeti açıktan destekleyerek yönlendirmektedir. Yani Suriye halkı Türkiye'yi açıkça benimsemiş durumdadır. Buna söz konusu "bahara" maruz kalmış öteki devletleri katınız. Bu koşullar altında bölgeye girmiş, Esed'e karşı bile olsa kan dökmüş bir Türkiye bu konumunu yitirir.
Bu durumda Türkiye zaten Suriye'de iken daha ileriye niye gitsin?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN