HASAN BÜLENT KAHRAMAN HASAN BÜLENT KAHRAMAN

Beethoven utanç içinde

Irkçılık, yabancı düşmanlığı, ötekileştirme Avrupa'nın iliklerini emiyor. Avrupa Avrupa'ya ve kendi kurucu bilincine düşman.
Yakında bu gidiş başka ve çok daha acı olaylar doğuracak.
Peki neden böyle sorusunun bir bölümünü, bilhassa işin Müslümanlık ve İslam'la olan kısmını çarşamba günü açıklamaya çalıştım. Oryantalizm ve Sömürgecilik Avrupa'yı kıskıvrak yakalayan ırkçılık yengecinin iki koludur dedim.
Bugün de meselenin Berlin Duvarı sonrası bölümüne değineyim.
***
Berlin Duvarı'nın yıkılması yeni bir dünyaya açtı insanlığı. Bu dünya Avrupa'nın Hümanizma anlayışı doğrultusunda, onun genişletilmesiyle kurulan bir dünyaydı. Artık farklı dinlerin, dillerin, ırkların, mezheplerin bir arada bulunmasına, ortak yaşamına sınır tanınmayacaktı.
Modernizmin 'arındırıcı' ve 'homojenleştirici' anlayışı büsbütün aşılmış sayılıyordu. 1990'ların kimlik ve hafıza, mekân ve beden politikalarıyla iç içe geçmesi, tüm bu alanlarda yeni gelişmelerin sağlanması bu kabullere dayanıyordu.
'Olumlu küreselleşme' dediğim çerçevenin içini dolduran unsurlar bunlardı.
***
Bu yaklaşım evvela etnik temele oturan bir ulusçuluk veya ırkçılık temeline dayalı bir ulusçulukla aşıldı. Bilhassa Doğu Avrupa ülkeleri federatif yapıları bırakıp, etnisitelerin ve ırkların öne çıktığı her dönemde olduğu gibi 'izolasyonist' yani kendi içine kapalı küçük ulus devletlerini kurmaya yönelince küreselleşme ve yeni dönem hayallerinden uzaklaşıldı ve insanların ayakları bazı kirli sulara erdi.
Bu dalga sarmallar halinde gelişip ve ne yazık ki, Avrupa bilincini ezip, kırıp geçip ırkçılık ve yabancı düşmanlığı halinde tüm kıtayı sardı.
***
Bütün bunlara bir de AB'nin eskimişliğini ve bütün bu olumsuz gelişmelerde ön alamamasını ekleyelim. Beni en çok ilgilendiren hususlardan biridir bu.
AB, bu sarsıcı yapının ortaya çıkmasında yeterince güçlü davranamadı. Bunun birinci nedeni AB'nin klasik ulus devlet mantığı içinde ve ulus devletler tarafından oluşturulmasıydı. Ulus devlet sonrası modellerin gerektirdiği açılımları ve esneklikleri sergileyemedi.
İkincisi ve asıl önemlisi AB bir sol, bir liberal sol projeydi. Bu sol, Hümanizma, Aydınlanma ve sosyal demokrasi üstünden gelişen bir evrenselciliği savunuyordu. AB'yi tamı tamına bu zihniyet önermiş ve kurmuştu.
***
1990'lardan başlayarak özgürlükçü sol eriyince ve radikal sağ yükselince AB projesi, insanlar fark etse de etmese de, yavaş yavaş çözülmeye başladı.
Sonuç İngiltere'nin Brexit'ine kadar uzandı. Brexit bir yana, bugün tüm bu olanlardan sonra AB'nin hâlâ ayakta, hâlâ geçerli, hâlâ işlevsel bir kurum olduğunu söylemek olanaksız. Oysa sol egemen bir dünyada bugünkü ırkçılığın, yabancı düşmanlığının, bugünkü ötekileştirme ve dışlama politikalarının bu kertede hâkim olmayacağını belirtmek malumu ilamdan başka bir şey değil.
Tüm bu olumsuzlukları popülizme bağlayan değerlendirmeler görüyorum. Yanlış! Popülizm sağ politikaları canlandırmaz. Sağ politikaların ayrılmaz bir yöntemi olarak popülizm belirir.
Dar zamanlardayız. Popülist, radikal, ırkçı politikalar mevcut kurumları ve zihniyetleri ezerek ilerliyor. Daha da ilerleyecek.
Herhalde AB marşı kabul edilen 9. Senfoni'nin kompozitörü Beethoven hiç bu kadar utanmamıştı.
BİZE ULAŞIN