İBRAHİM ALTAY İBRAHİM ALTAY

İttifakın son günlerinden ihanetin ilk günlerine

Pazar SABAH'ta yayımlanan söyleşinin başlığı şöyleydi: Hayatımı Yaşamak İçin Orduyu Bıraktım.

Emekliliğine bir yıl kala istifa etmiş bir özel kuvvetler mensubu olan Mete Yarar ile yapılmıştı. Yarar o zamanlar yeni kurulmuş olan a Haber kanalının güvenlik konularındaki danışmanıydı.

Henüz bölgemiz bu kadar karışmamış, Türk televizyonlarının 'uzman' ihtiyacı ayyuka çıkmamıştı. Teknik konulara hakimiyeti, bölge gerçeklerine vukufiyeti, güçlü hitabeti ve isabetli analizleriyle yıldızı parlayan Yarar iyi bir ilk örnek teşkil ediyordu.

Bu söyleşide Yarar, sivil hayata intibak etmekte zorlanmadığını anlatıyordu. Askerlik mesleğini yaparken dahi sivil hayattan kopmadığını söylüyordu.

Ayrılır ayrılmaz bir dış ticaret şirketi kurarak Irak'ta yatırım yapmak isteyen iş adamlarına 'risk yönetimi' konusunda danışmanlık yapmaya başlamıştı. Bu alandaki başarısı kendisini medyaya taşımıştı.

Öte yandan tam tersi de geçerliydi. Sivil hayata geçmiş olması eski mesleğiyle ilgili birikimini kullanmasını sağlamıştı. Nitekim sadece yorumcu olarak değil, bir televizyon yapımcısı ve belgeselci olarak da bunu gösterdi.

Söyleşiyi okuduktan kısa bir süre sonra kendisiyle tanışmış ve aynı zamanda iyi bir yazar olduğunu fark etmiştim. Günlük köşe yazılarında bunun emareleri vardı elbette ama bir edebiyatçı olarak rüştünü ispat etmesi bence ilk romanıyla mümkün oldu.

2014 yılında yayımlanan 60 Yıllık İttifakta Son Gün çok satanlar listesine girdi. Bunda kitabın üslubu kadar konusu da etkili oldu. Yarar adeta kehanette bulunarak 2016'da yaşanacakları anlatmıştı.

Şimdilerde Türkiye'nin NATO'yla ilişkisi konusundaki hayal kırıklıkları, anlaşmazlıklar gündemde. Bazı şeylerin yolunda gitmediği düşüncesi giderek yaygınlaşıyor, hatta ayrılmak dahil bütün ihtimaller tartışılıyor. Oysa Yarar bunu üç yıl önce yazmıştı.

Bu yüzden sık sık şunu söylüyoruz: Bazen romanlar olup bitenleri anlamak konusunda 'bilimsel' analiz kitaplarından daha yararlı olabilir. Çünkü kurgunun verdiği rahatlık zihnin farklı bölgelerinde dolaşmayı mümkün kılar. Mete Yarar'ın ilkinin devamı niteliğinde kabul edebileceğimiz son romanı Büyük İhanet'i de bu gözle okuyorum. Yazar bu kez projektörlerini geleceğe değil geçmişe yöneltmiş olsa da çok ilginç ayrıntılarla karşılaşıyorum.

Geçtiğimiz ay BBC'nin yaptığı bir haber Rakka'da ABD öncülüğündeki güçlerle DEAŞ terör örgütü arasında bir anlaşma yapıldığını ortaya çıkarmıştı. Başka bazı gelişmeler de bölgedeki örgütler arası mücadelenin bir danışıklı dövüş hüviyeti taşıdığını ortaya koyuyordu.

Büyük İhanet'te konu ele geçirilen bir DAEŞ emirinin ağzından şöyle anlatılmış:

"Ne zaman bir saldırı olacaksa bize önceden bilgisi gelir. Biz de önlemimizi alırız, gelenleri etkisiz hale getiririz."

"Kimden geliyor bu bilgi?"

"... (Çoğunlukla) Amerikan ordusu tarafından eğit-donatta eğitilenlerden..."

Buna benzer o kadar çok 'tespit' var ki kitapta... Gerçekle kurguyu harmanlayarak, 17-25 Aralık'tan 15 Temmuz'a uzanan süreci farklı bir gözle okumamızı sağlıyor. 'Bizim ordumuz', 'bizim polisimiz' sandığımız kurum ve kişilerin aslında bizim düşmanımız olduğunu, düşmanımız hesabına çalışan kuklalar olduğunu gösteriyor.

İçimizdeki bu hainlerin terörle mücadele ve Türkmenler başta olmak üzere milli meselelerde nasıl bir tahribata yol açtığını gözler önüne seriyor. Ve lafı dolandırmadan kuklacıyı işaret ediyor.

Hepsinin ötesinde sürükleyici, okuma zevki uyandıran bir edebi eser Büyük İhanet. Bu özelliği içeriğinin gölgesinde kalmasın.

***

Bahadır Cüneyt Yalçın'ın üç romanı

Kitapçının vitrinine bakarken eski bir dostumla karşılaşmış gibi hissettim. Bahadır Cüneyt Yalçın'ın iki kitabı rafta yan yana duruyordu: Mütevazı Bir İntikam ve Hep Lunapark...

Kendisini tanıdığımda yayımlanmış kitabı yoktu. Araştırdığımda yazarın Eski Karım Uzaya Gidiyor isimli bir üçüncü romanının daha olduğunu öğreniyorum. Hepsi de April tarafından basılmış.

Mütevazı Bir İntikam'dan başlıyorum okumaya. İlk bölümde hayatının neredeyse 10 yılı bekar ve öğrenci evlerinde geçmiş kendimi buluyorum. Aynı hesaplar ve hesapsızlıklar.

Karşı apartmandaki fesat, zorba ve entrikacı komşu ne kadar da tanıdık.

Yedek subaylığım sırasında bolca asker mektubu okumuş biri olarak kitaptaki asker mektupları beni kara kara düşündürüyor.

Hayatın 'içerisinden' ve 'dışarısından' olan karakterler bir altın oranla birleşiyor. Kimi zaman gülerek, kimi zaman hüzünlenerek bir çırpıda okuyorum kitabı. Keşke biraz daha sürseydi diyorum bitirdiğimde.

Beğendiğim cümlelerin yanına işaret koyma alışkanlığım var, fakat bir sayfada birden fazla ve hemen her sayfada böyle bir cümle olduğunda bu alışkanlığım anlamsızlaşıyor. Mütevazı Bir İntikam böyle bir kitap...

Hep Lunapark'ı okumaya bu yazı bitince başlayacağım. Eski Karım Uzaya Gidiyor'a ise geldiğinde.

***

Aşk ölmez

'Sevdiklerini kaybedenlerin başucu kitabı' dedi bir dostum gönderdiği e-postada. Esra Uçar'ın Kanatlarım Hep Can Acısı romanı hakkında.

Çocukluk aşkı evliliğe doğru giden Melek kanatlarını bir süre için özgürlüğe uzatmak, hep merak ettiği uzaklara açılmak ister. Bu arzusu yalnızca kendi yaşantısını değil, sevdiği birçok insanın yaşantısını da derinden etkiler.

Küçük heyecanlar için büyük bedeller ödemek zorunda kalır. Sürüklendiği tehlikeli girdaptan çıkmaya; hayata tekrar bağlanmaya çalışır.

Yaşadığı kayıplar yaşamla inanç arasındaki derin bağı görmesini ve nihayetinde aşkla aşkınlık arasındaki yıpranmış bağı onarmasını sağlar.

Vardığımız nokta hep aynıdır. Yazarın ifadesiyle:

"Aşk ölmez... Aşk Yaratıcı'nın nefesidir bizi kuşatan."

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN