Türkiye'nin en iyi haber sitesi
MELİH ALTINOK

Bitince oh çekilen tatiller

Tanıdığım herkes Bodrum'da sanırım. İstanbul'da kalanlar da önümüzdeki günlerde gideceklerini söylüyorlar.
Ne var ki bir yandan da her gidenden "Abi Bodrum olmuş İstanbul" diye şikâyetler işitiyorum.
"Arkadaşım neden yakınıyorsun? Kanalizasyonu bile olmayan, su kaynakları sınırlı, kaldırımsız yolları patates tarlasından hallice Bodrum'un, nüfusunun birkaç katını daha kaldırması mucize olurdu değil mi?" diyemiyorum.
Ama sanırım bu yakınmalara konu olan sıkıntılara katlanmak da ayrı bir haz veriyor insanlara...
Zira bile bile lades dedikleri halde, kalabalıktan, kokudan, her yerde sıraya girmekten, trafikte beklemekten nasıl ama nasıl sıkıldıklarını anlatırken bile çok mağrurlar...

"İnanır mısın Maça Kızı'nda, Balıkçı Sait'te iki kişi 5 bin lira hesap ödemek için sıraya girdik. Falanca araya girmese onu da yapamayacaktık" diye söylenirken "bir işi görmenin saadeti" okunuyor seslerinden...
Çünkü yazları popüler lokasyonlarda toplanmak genelde sosyetemizin yararlanabildiği konforlu bir bedelli askerlikti... Artık nizami adım, paşa paşa "Bodrum'a kaçmak", orta sınıftan her beyaz yakalı için bir görev, vatandaşlık görevi...
Eskiden askerlik yapmayana nasıl kız vermiyorlarsa, şimdi de "high sezonda" Instagram'a Bodrum, Çeşme fotosu atmayana bir kuru "like" bile yok...
Sıkıysa gitme... Modaya uyan arkadaşlarından geri kalan karın, sevgilin yüzüne bakmaz aylarca.
Biter mi bu askerlik?

***


BİR DAHA ÇÖZÜM SÜRECİ OLUR MU?
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan hafta sonu Diyarbakır'da kelimenin gerçek anlamıyla moral depoladı.
Cumhurbaşkanı'nın ziyaretinden yansıyan karelerde, açılış için gidilen il ziyaretlerinden çok fazlası var.
Erdoğan'ın Diyarbakır'daki gövde gösterisi, İstanbul ve Ankara gibi büyükşehirlerin belediyelerini HDP ile ittifakı sayesinde alan CHP'nin kimyasını anında bozdu...
Ta çözüm sürecinden aşina olduğumuz sloganlara tekrar sarıldılar. Bozuk plak misali "Habur'a savcı gönderen, Megri Megri'yi söyleyen siz değil miydiniz" diye tekrara başladılar.

Söylemeye gerek var mı? Oysa o günlerin koşulları, dengeleri değişti, hem de defalarca...
Öncelikle, çözüm süreci, bölücü terör karşısında pek çok devletin başvurduğu bir yöntemdi. AK Parti iktidarı da PKK'ya "Silahlarını bırak, yurt dışına çık yoksa gerekeni yaparım" diye son bir uyarı yaptı.
Süreç kısmen işlerken, provokasyonlara rağmen PKK'lılar sınır ötesine geçerken, HDP çevreleri Oslo görüşmelerini ifşa ettiler.
Çünkü okyanus ötesinden kendilerine uzatılan "Bırakın Türkiye'deki Kürtlerin demokratik haklarını falan... Size Suriye'de bağımsız devlet kuracağız" havucunu dişlemeye başlamışlardı.
Masayı devirdiler...
Çözüm sürecinde silahların susmasını desteklemek için tek bir gün sokağa çıkmayan HDP, birbiri ardına sonucunda onlarca sivilin öleceği gece yarısı eylemlerine çağrılar yaptı. Şehirlerde hendekler kazıldı.
Devlet de çözüm sürecinin mümkün olduğunca az kan akıtarak varmayı amaçladığı noktaya askeri çözümlerle ulaşmak zorunda kaldı.
Bugün artık, İçişleri Bakanlığı verilerine göre Türkiye sınırları içindeki PKK'lı sayısı 200 civarında.
Başlıktaki sorumuzun cevabı da bu tabloda aslında.
Artık Türkiye'de bir önceki yöntemlerle silah bıraktırılması gereken eli silahlı bir terör örgütü tehlikesi yok. Sınır ötesinde mevzilenenlerse TSK'nın alanına giriyor.
Çözüm bekleyen tek süreç, PKK'nın ya da onun muhafazakâr camiadaki yansıması FETÖ'nün argümanlarının, bel altı tarzının muhalefetin merkezine oturtulmaya, meşrulaştırılmaya çalışılması...
Çözüm sürecinde Kandil'e koşup "Sakın ha silah bırakmayın, Kürtleri satmayın" diye PKK'nın yöneticilerine yalvaran liberal maskelilerin, demokratik siyaseti bugün bile sinsi sinsi dinamitlemesi...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA