OKAN MÜDERRİSOĞLU OKAN MÜDERRİSOĞLU

Irak sendromu ve Davutoğlu

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'na Suriye politikasında yöneltilen eleştirinin özü şu iki soruda karşılık buluyor:
* Düne kadar Esad'la kucaklaşıyordunuz. Ne oldu da terk ettiniz?
* Esad'la bağları koparmakta acele etmediniz mi?
Aslında her iki sorunun yanıtını bulmak için bir önceki yıla dönmemiz gerekiyor.
Arap Baharı rüzgarı 2011'in mart ayında Şam'a ulaştığında Ankara, etkin olarak devrede idi. Hatta Esad'la ilişkilerin kopması 6-7 ayı bulmuş, bu arada en üst düzey temaslar gerçekleşmişti. Ankara-Şam ilişiklerinin kesildiği noktada, Suriye'deki ölü sayısı 7 bini aşmıştı.
Peki, "Davutoğlu ve ekibi hesap hatası mı yaptı?" Aslında, "hayır!"
Zira, Kasım 2011'de Bakanlar Kurulu'na verildiğini öğrendiğimiz bilgi, Suriye'de dönüşümün hem sancılı olacağı hem de uzun süreceği yönünde...
İyi de Esad rejiminin insanlık dışı uygulamalarına bayrak açılırken, stratejik olarak ne tür planlama yapıldı?
Sanırım Ankara'yı daha doğrusu Davutoğlu'nu önüne katıp götüren faktör biraz da "Irak sendromu" oldu! Zaten güncel Libya örneği ortada idi. Başlangıçta NATO'nun Libya'ya müdahalesine karşı çıkan Ankara hem bölgesel hem de ekonomik çıkarlarını gözeterek Kaddafi'ye karşı pozisyon aldı. Çatışmaya girmeksizin sonradan katıldığı koalisyonda kısmen ağırlığını hissettirebildi. Şam'da da er ya da geç benzeri tablonun yaşanacağı öngörüsü, Irak yeniden yapılanırken masaya oturma fırsatının kaçırılmış olması Ankara'yı bugünkü çizgiye getirdi...
Bu demek oluyor ki görünür geleceği, dışarıda Esad'ın içeride Davutoğlu'nun dayanma kapasitesi belirleyecek!
BİZE ULAŞIN