ŞEREF OĞUZ ŞEREF OĞUZ

Kriz karnesinde 3 dersten 3 kırık

15 Eylül'de Lehman Brothers iflasıyla başlayan küresel krizden bu yana 9 ay geçti. Krizlerden öğrenebilen yapısıyla Türkiye'nin bazı kazanımları olacağı öngörüldü. Bu kazanımların en önemli 3'ü şunlardı:
1- Türkiye, ölçek ekonominin önemini kavrayacak ve KOBİ'leri OBİ'leştirecek.
2- İşletmelerimiz, değer yaratmayan iş süreçlerini gözden geçirecek, değer zincirindeki defolarından kurtulup daha yüksek bir verim vitesine geçecek.
3- Firmalarımız kurumsallaşmaya hız verecek ve sürdürülebilir büyüme için gerekli olan önemli adımlardan birini atmış olacak.
9 ay, önemli bir süredir. En karmaşık varlık olan insanın, "embriyondan bebeğe" olan sürecine denk düşer. Ekonomi takviminde "kısa vade" olsa da kriz sürecinde (yıkımın şiddetine bağlı olarak) "yeterli" süredir.
Şimdi soru şudur: Acaba 9 aylık bu süreçte, krizden ders çıkarabildik mi?
Ölçekten başlayalım; tecrübeler ve akil adamlar bize, krizin hissedildiği sektörlerde satın alma ve birleşmelerin oluşacağını ve bu sayede ölçek ekonomikler doğacağını söylüyordu. 9 aylık süreçte bu yolda bazı adımlar atılsa dahi, dişe dokunur bir gelişme yaşayamadık. Bizdeki "küçük olsun benim olsun" mantığıyla batarken de "tek başına" olmanın onursuz gururunu yaşadık. Fazlasıyla parçalı yapı sergileyen perakende, lojistik ve ilaç sektöründe birleşme yönünde hareket oluştu ancak "göçen ekonomide kâr rekorları kırma başarısını (!) gösteren bankalarımız" dahil krizin baş aktörlerinde böyle bir gelişme yaşayamadık.
Ben, finansal yapıları son derece zayıf olan KOBİ'lerimizin kriz enerjisiyle birleşme yaşayacağını öngörmüş ve "Anadolu Kaplanları"nda, "ekonomik aklın galebe çalacağını" tahmin etmiştim. Gördüğüm, fena halde çuvalladığımdır.
Belki de krizin "hissedilen" şiddeti ile "teğet geçen" etkisini doğru tahmin edemedim. Zira "ötekine güven" konusunda sıkıntısı olan bizlerin, kriz denen bu büyük bela sayesinde "ortaklık kültürü"nü ivmeleyebileceğimizi sanmıştım. Ortağına güven yerine, onu dolandırma ve ilk fırsatta ondan kurtulma yönündeki "ekonomik akılsızlığın" krize rağmen azalmadığını gördüm.
İkinci ders, değer yaratmayan iş süreçlerinin, kriz sayesinde "terk edileceği" hipotezini savunuyordu. Bu da yanıldığım bir diğer alan oldu. Biz "kötü alışkanlıklar ve berbat süreçler" kapıya koyulacak diye beklerken, 3.5 milyon çalışanı kapıya konmuş halde bulduk.
Şirketleri fakir fakat sahipleri zengin yapısıyla ekonomi, "değer zincirini" krize rağmen kafasında şekillendiremedi. Hâlâ pek çok firma sorunu ve çareyi, "çalışanların sayısında veya emeğin maliyetinde" buluyor fakat asla değer zincirini ve sistemi sorgulamıyor. Hal böyle olunca da krizin yıkımına rağmen "ilkellik kalelerimiz" sapasağlam ayakta durabiliyor. Dün Anadolu Ajansı'nın Konya mahreçli bir haberi, yalnızca biçerdöver hataları yüzünden yılda 15 milyon liralık dane kaybından söz ediyordu. TZOB yöneticisi Mustafa Hepokur, hasat değer zincirinde çok basit ve giderilebilecek hataları sebebiyle ürünün yüzde 20'sinin tarlada kaldığını söylüyor.
Son ders, sürdürülebilir büyüme için şart olan kurumsallaşmaya dair kestirim idi o da ne yazık ki çuvalladı. Zira bu 9 aylık süreçte medyaya yansıyan, gazetelerin ekonomi sayfaları ve insan kaynakları eklerinden izlediğimiz kadarıyla dişe dokunur bir kurumsallaşma hamlesi göremedik. Bu alanda adım atanlar, zaten kurumsal yapılanmada bir yere gelebilenler oldu ve yalnızca bunların "kriz ayarlamaları" faaliyetlerini gözledik. Ancak işletmelerin yüzde 99'unu oluşturan KOBİ'lerde hâlâ karar sahipleri ile para sahipleri aynı kişiler ve krizin zorladığı iyileştirici yapılara karşı inanılmaz bir direnç var.
Peki, krizden bu 9 ayda hiç mi bir şey öğrenmedik? Arthur Miller "öğrenmenin maliyeti vardır" der ve sıralar: Önceden öğrenenler indirimli fiyattan öğrenir. Otoriteden öğrenenler, özgürlük bedeliyle öğrenir. Deneyerek öğrenenler, etiket fiyatından öğrenir. Hayattan öğrenenler, gecikme zammıyla öğrenir. Hayattan da öğrenemeyenler ise boşa gitmiş hayatlarıyla öğrenir." Sizce bu 9 ayda bizler krize hangi maliyeti ödeyerek öğrendik acaba?
Öğrenenlerimizin öykülerini, öğrenemeyenlerle paylaşmak için bekliyorum.
BİZE ULAŞIN