MELİHA OKUR MELİHA OKUR

Everest'in zirvesinden 2012 Türkiye'si

Atalarımız her daim "dik dur" öğüdü verir. Geçenlerde dik yamaçlarıyla asaletine toz kondurmayan Nepal'de 8 bin 800 metre yüksekliğindeki Everest'teydim. İnsan dağa çıkınca kendini özgür, huzurlu ve yüksek egolu hissediyor. Zirvenin keyfini çıkarmak istiyor, inesi gelmiyor ama her çıkışın bir inişi var. Zirveye çıkmak mı zor, inip sorunlarla kucaklaşmak mı? Elbette gerçeklerle yüzleşmek kolay değil.
Demek ki, zirvelere çıkmak insanı mutlu etmiyor.
Hayal gücü insanı nerelere götürüyor...

***

"Sorunsuz bir ülke, alabildiğine özgürlük..."
Bırakın bizi, sonraki nesillerin bile göremeyeceği kelime olarak önümüzde duruyor. Acımasız kapitalist dünya, sınıfları, dağı tepeyi yok ediyor. İster istemez Nepal'in başkenti Katmandu'da gözümüzün önünden Türkiye'nin 2011'den 2012'ye seyri geçiyor.
Ekonomik olarak "İyi" olduğumuz söyleniyor.
Dövizin önlenemez yükselişi, sattığını yerine koyamayan esnaf, kredi kartıyla dönen ticari zincir, açıklamalarla tedirgin olan piyasalar, yetmezmiş gibi savaş çanları, aynı ritimde zıplayan enflasyon... Kara halli düşüncemizin sebebi.
***

Düşüncenin bile yeri geldiği zaman suç sayılabileceği günlere doğru "vira" yol alıyoruz.
Düşündüğü için cezaeviyle buluşan meslektaşlarımızı düşünmeden edemiyoruz. İddia makamları "Onlar gazeteci değil, suçlu" diyor. Meslektaşlarımız ise, 300 gün sonra o iddialarla yüzleşiyor. Bu davalardan ceza çıksa ne olur, çıkmasa ne olur? İki ucu pis değnek.
Toplum güven bunalımı yaşıyor.
Yabancı gazetecilerin bizlere bakışı içimizi acıtıyor. Dünyanın en büyük 17'nci ekonomisine sahip olsak ne yazar? Kendimizi üçüncü sınıf görüyoruz. Onca varlığımıza rağmen mutluluğu satın alamıyoruz. Üstelik çok da varlıklı değiliz, henüz yoksulluğu aşamadık. Fakirlik alın yazısı.
Yaradılış gereği önümüze duvarlar örüyoruz.
Bazen barınmak, bazen geçit vermemek için...
Dağı delen insanoğlunun mutluluğa geçit vermeyen duvarları yıkması o kadar zor mu?
Yeter ki istesin!
Zor değil.
***

İşte 2012 kötü duvarların yıkılacağı bir yıl olmalı.
Herkes özgürce birbirinin özgürlüğünü kısıtlamadan yola devam etmeli. Yağımız unumuz, şekerimiz var, bir türlü helva yapmayı öğrenemedik. Avrupa birleşmiş, dünya birleşmeye çalışırken biz hâlâ federasyon söylemleriyle ortalıkta geziyoruz. İçine kapanık bir kültürün peşinde koşuyoruz.
Batıdan ziyade doğuya konuşlanmaya hevesleniyoruz. İletişim kurduğumuz insanlarla aramızda dağlar oluşturuyoruz.
Kurtuluş Savaşı yoktan var olan bir ülkeyi anlatır hepimize... Aynı zamanda birlik ve beraberliğin simgesidir bu savaş!
Demek ki insanın silahtan ziyade iyi düşünceye, pozitif düşünceye ihtiyacı var.
Savaşlar negatif düşünceyle başlıyor.
***

Dünyanın en güzel yeridir Maldivler...
Orada yaşayanlar denizden sadece iki metre yükseklikteki bu muhteşem tablonun 50 yıl içinde buzulların erimesiyle birlikte yok olacağından dolayı mutsuz.
Eğer kafanız doluysa, ister Katmundu'da olsun, ister Maldiv'de.
Önemli değil ki. Bizim kafamız çok dolu çok... En büyük problemimiz hem çevremizle, hem de kendimizle kavga etmemiz.
Kavga etmek zorunda mıyız?
Herkese tertemiz bir zihinle yaşayacağı yeni güzel bir yıl diliyorum.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.