İBRAHİM ALTAY İBRAHİM ALTAY

Hakkınızda yapılan yalan yanlış haberlere erişimi nasıl engellersiniz?

Hemen her hafta, en az birkaç okurumuz, haklarında daha önce yapılmış haberlerin internet ortamından kaldırılması için gazeteye müracaat eder. Bazıları son derece haklı gerekçelere de sahiptir. Haber eksiktir, haber yanlıştır, haber güncelliğini kaybetmiştir ve saire.
Bu okurlarımıza şunu açıkça söylemek isterim ki Okur Temsilcisi'nin 'içerik kaldırma' yetkisi yoktur. Sabah gazetesinde çalışan herhangi bir editörün 'içerik kaldırma' yetkisi yoktur.
Sabah gazetesinin herhangi bir yöneticisinin 'içerik kaldırma' yetkisi yoktur.
Hatta Sabah gazetesinde 'içerik kaldırma' adını verdiğimiz bir müessese mevcut değildir. Kabaca haberin silinmesi ya da yok edilmesi demek olan bu etkinlik zaten bir kanuna ya da etik ilkeye istinat etmez.
Arşiv güvenilirliğini zedeler, son derece keyfîdir. Kolayca suiistimal edilebilir.
***
Okurlarımızın 'içerik kaldırma' olarak tanımladığı işlemin doğru adı 'içeriğe erişimin engellenmesi' şeklindedir.
5651 sayılı "İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi Ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun"da düzenlenmiştir.
Basitleştirerek anlatayım:
Kişilik haklarınızın ihlal edildiğini düşünüyorsanız Sulh Ceza Hâkimliği'ne bir dilekçe ile müracaat edin. Hâkimlik 24 saat içinde duruşma yapmaksızın karar vermek zorunda.
Hâkim sizi haklı bulursa kararını doğrudan Erişim Sağlayıcıları Birliği'ne gönderiyor.
Sizinle ilgili sayfa ya da habere erişimin engellenmesini istiyor.
Burada işin püf noktalarından birini unutmamanız gerekiyor.
Hâkimin verdiği kararlara karşı itiraz yolu açık. Kararın kesinleşmesi için itiraz sürecinin de tamamlanması gerekiyor. Bu yüzden kararın muhataba da tebliğini sağlamak önemli.
Dilekçenizde ilgili internet sitesinin adı yazıyor olsa bile işi şansa bırakmayın, kararın muhataba da tebliğ edilmesini hâkimlikten isteyin.
Tekrar ediyorum, bu nokta hayatî. Çünkü tebliğ işinde yaşanan eksiklik ve aksaklıklar süreci uzatıyor ve karmaşıklaştırıyor.
***
Devam edelim:
Muhatap, yani hakkınızdaki haberi yayımlayan internet sitesi, 7 gün içinde karara itiraz edebilir. Bu itirazı bir üst Sulh Ceza Hâkimliği inceler.
Farzı misal, ilk kararı 5. Sulh Ceza Hâkimliği verdiyse itirazı 6. Sulh Ceza Hâkimliği inceler.
İtiraz neticesinde verilen karar kesindir. Ancak burada da önemli bir hususu gözden kaçırmamak gerekir. Kanuni açıdan bakarsak içerik veya yer sağlayıcının 'içeriği kaldırma' yükümlülüğü bulunmamaktadır.
Yani mahkeme karar verdi diye haberin yayınlandığı internet sitesi içeriği otomatikman kaldırmaz.
Kanundaki düzenleme, içeriğe erişimin engellenmesi içindir.
İçeriğe erişimi engellemekle sorumlu tutulan kurum ise Erişim Sağlayıcıları Birliği'dir.
İtiraz sonucu kesinleşen kararın Erişim Sağlayıcıları Birliği'ne tebliğini müteakip sözü edilen birlik Superonline, TTNet vb. erişim sağlayıcı şirketlere bildirerek içeriğe erişimin engellenmesini sağlamalıdır.
Bu işlem kısaca şikâyetçi olduğunuz haberin yerini mahkeme kararının alması ve arama motorlarında adınızla yapılan aramalarda artık o sayfanın çıkmaması anlamına gelir.
***

Aslında vatandaşı ve okuru korumayı amaçlayan bir sistem bu... Engelleme işlemini içeriği hazırlayanların, yani haberi yapanların, inisiyatifine bırakmıyor.
Sürecin hızlanmasını sağlıyor.
Peki, bu sistemin mükemmelen işlediğini söyleyebilir miyiz? Maalesef hayır. Nedeni de Erişim Sağlayıcıları Birliği'nin teknik bakımdan yetersiz olması.
Erişim Sağlayıcıları Birliği'nin internet sitesindeki Sık Sorulan Sorular bölümüne girdiğinizde görüyorsunuz ki 'https protokolü' kullanan linklerin engellenmesinin mevcut teknolojik imkânlarla mümkün olmadığı belirtiliyor.
Yani istese bile erişimi engelleyemiyor.
Birlik haberi yayımlayan internet siteleriyle temas kurarak meseleyi halletmeye çalışsa da kesin sonuç alan bir yöntem değil bu. Kanunun gerektiği gibi uygulanmasını engelliyor ve pek çok vatandaşın mağdur olmasına neden oluyor.
Vatandaşı korumayı amaçlayan bir kanuni düzenleme pratikte yetersiz kalıyor, hatta kimi durumlarda anlamsız hale geliyor.
Dilerim kanun yapıcılar ve uygulayıcılar bu soruna bir an önce çözüm bulurlar.

***

Önemli tespitler

RTÜK üyesi Nurullah Öztürk'e teşekkür ederim. Bu köşede yayımlanan Cinsel Taciz, Tecavüz ve İstismar Haberleri Nasıl Yapılmalı başlıklı yazıyla ilgili görüşlerini benimle paylaşmış ve çok önemli tespitlerde bulunmuştu. Biraz gecikmeli de olsa tespitlerinin bir kısmını buraya alıyorum:
"Belirli konularda (terör, intihar, taciz/tecavüz, uyuşturucu, vb) haber yapılırken bazen maalesef kaş yapayım derken göz çıkarılıyor. Terör ve uyuşturucu haberleri ile ilgili çalışmamız olmuştu RTÜK olarak medya temsilcileri ile. Ben o zaman İzleme ve Değerlendirme Dairesi başkanı idim. Şunu gördüm ki, aslında bu haberler yapılırken çoğu kere iyi niyetle ve gayet halis duygularla hareket ediliyor. Terörün ve tecavüzcünün acımasız yüzünü göstermek, uyuşturucu ile mücadelede ne kadar başarılı olunduğu haber yapılmak vb. isteniyor. Ancak, bunun izleyici ve okuyucudaki karşılığı tam tersi olabiliyor. Özellikle terör haberlerinde, terör örgütleri 'oksijen tüpü'ne kavuşmuş olabiliyor. İntihar haberleri, intihar yöntemlerini teşvik edebiliyor. Uyuşturucu haberleri, uyuşturucu kullanımını ya da işini cazip gösterebiliyor. Bu tür ihmal edilen dil ve üslup, sadece çocuklar üzerinde değil, yetişkinler üzerinde de etkili olabiliyor. Benim, hâlâ zihnimden çıkaramadığım ve etkisinden kurtulamadığım çocuk tecavüzü haberleri var; üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen. Ve benzer diğer konularda da, bu haber nasıl böyle verilir, yazılır dediğim haberler... Bazı konularda sık sık haber yapılması, kanıksatma ya da toplumu duyarsızlaştırma etkisi yapabileceği gibi, yıldırma ve korkutma etkisi de yapabilmektedir. Ya da toplumda, çok seyrek rastlanan sıra dışı bir olay sanki çok yaygınmış gibi haberleştirilerek, yenilerinin yaşanmasına zemin hazırlanabilmekte, insanların zihnine bunu düşürebilmektedir. Onun için yazınızda geçen "Bu olgu toplumda ne kadar yaygın?" sorusunu çok önemli buldum. Bir diğer önemli bulduğum hatırlatmanız da "Terbiye ve üslubumuzla da örnek olalım." Aksi takdirde, "hayatta en nefret ettiğim şey, ırkçılık ve zencilerdir" sözündeki oksimorona düşebiliriz."
Evet, yazılarımızda anlatmaya çalıştığımız hassas ölçüleri özlü biçimde aktarmış Nurullah Öztürk. Dilerim bütün meslektaşlarımızın kulağına küpe olur.

BİZE ULAŞIN