MAHMUT ÖVÜR MAHMUT ÖVÜR

Çiçek gibi bir 'GATAkulli'

Türkiye şeffaf ve demokratik olmadığı için hiçbir şey göründüğü gibi değil.
Yıllardır devletin asıl sahibi olduğunu düşünen kurumlar ve kişiler olayları, istedikleri gibi topluma gösterdi.
Medyanın çoğu da buna aracılık etti.
Tersini söyleyenlerin sesi ise ne yazık ki duyulmadığı için etkili olamadı.
Son dönemlerde bu değişmeye başladı. Artık eskisi gibi isteyen istediğini yapamıyor.
Türkiye değişiyor ve her kurumda değişimi savunanlar da susmuyor.
Son "ıslak imza" belgesi Türkiye'de değişimi savunanların bir başarısıdır.
Sürece biraz yakından bakanlar bu gerçeği daha iyi görecek.
Ordu içinde önemli oranda değişimi savunan bir kesim var. Ayrıca yargı ve poliste de köklü bir zihniyet değişimi yaşanıyor.
Burada kritik rolü hiç kuşkusuz MİT üstleniyor. MİT Başkanı Emre Taner'in 2006 sonunda paradigma değişikliği öneren konuşması tam bir dönüm noktasıydı. Dikkat ederseniz Kürt sorunu odaklı "demokratik açılım" sürecinde de MİT ciddi bir rol üstlendi.
Ama bazı kurumlar bu sürecin kesintiye uğraması için elinden geleni yapıyor.
"Islak imza" belgesinin 5 ay sonra ortaya çıkması, süreci kesintiye uğratanlara karşı bir meydan okumadır.
Bir anlamda değişimi savunanlar da ellerindeki kozları yeri ve zamanı geldiğinde ortaya çıkardı denilebilir. Bu nedenle hesaplaşma dışarıda değil içeride yaşanıyor.
Suç olan darbe girişimini görmeyenlerin, belgeyi dış güçlerin bir atağı olarak yorumlamaları içerideki bu değişimci gücü hafife almalarından.
Aslında son yıllarda yaşanan ve kırılma noktası diyebileceğimiz olayların hepsi de bir iç hesaplaşmanın, değişimle statüko mücadelesinin bir ürünü.
Alın 367 olayını. Bu bir iç hesaplaşmaydı. Dayattılar olmadı. 27 Nisan e-muhtırası verdiler tutmadı.
Emekli Oramiral Özden Örnek'in "Darbe Günlükleri"ni hatırlayın... Nokta dergisinde yayımlandığında kıyamet kopmuştu. Önce inkâr edildi, sonra doğruluğu ortaya çıktı.
Aktütün ve Dağlıca baskınlarında da benzer şeyler yaşandı.
Ergenekon Terör Örgütü operasyonlarından ele geçirilen "mühimmatlar" bombalar, lav silahları meselesi de fiyaskoyla noktalandı.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, onlarca televizyon karşısında halkın gözünün içine baka baka, "Bu silahlar TSK'ya ait değil" diye açıklama yaptı ama çok geçmeden silahların TSK'ya ait olduğu ortaya çıktı.
Şimdi bu sürecin en kritik olayıyla karşı karşıyayız. Ordu içinde darbeciler gerçeğiyle yüzleşiyoruz.
Taraf gazetesinde Mehmet Baransu imzalı "AKP ve Gülen'i Bitirme Planı" başlıklı haber geçen Haziran'da yayımlandığında yer yerinden oynamıştı.
Siyasiler, gazeteciler yalan olduğunu söylemiş, Genelkurmay Başkanı da belgenin "bir kâğıt parçası" olduğunu ileri sürmüştü.
Ne oldu?
Çok değil beş ay sonra "İrticayla Mücadele Eylem Planı"nın altındaki "ıslak imza"nın Albay Dursun Çiçek'e ait olduğu Adli Tıp raporuyla kanıtlandı.
Böylece "kâğıt parçası" yaklaşımının aslında "Çiçek gibi bir GATAkulli" olduğu açığa çıkmış oldu.
Sivil ve ordu içindeki darbeci güçler belki de ilk kez somut bir belgeyle suçüstü yakalanıyor. Bu bir dönüm noktası. Bu çok yönlü bir mücadele ve içinde sadece askerler yok. 22 Temmuz seçimlerinden önce, "Bekleyin önemli şeyler olacak!" diyen siyasiler de var.
Darbe beklentisi yaratan bu siyasilerin öfkelenmesinin nedeni bu.
Peki şimdi ne olacak?
Askerlerin ne yapması gerektiğini herkes biliyor. Ya istifa edecekler ya da toplumu ikna edecek güçlü bir açıklamayla darbecileri yargı önüne çıkartacaklar.
Ama benim asıl merak ettiğim cuntacı, darbeci askerleri "Kraldan çok kralcı" mantığıyla savunan siyasetçilerin ne yapacağı?
Hâlâ kürsülere çıkıp bir şeyler söylemeleri sizi de şaşırtmıyor mu?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN