MAHMUT ÖVÜR MAHMUT ÖVÜR

Nerede akil insanlar, nerede sivil toplum?

Demokratik açılım sürecine ilk başlarda Kürt açılımı denilerek başlandı. O dönem sık sık "Akil İnsanlar"ın ve sivil toplum örgütlerinin devreye girmesinden söz edildi.
Bir yazımda Türkiye toplumunun her kesimi tarafından "akil" sayılabilecek isimleri yazmış çok da olumlu tepki almıştım.
Şimdi geldiğimiz noktaya bakınca ortada ne "akil insanlar" var, ne de sivil toplum örgütlerinin bir çabası söz konusu.
Demokratik açılım süreci, tamamıyla siyasileşmiş ve siyasi partiler arası bir çekişmeye dönmüş durumda.
Neredeyse bütün yükü tek başına AK Parti omuzlamış götürüyor. Kürt sorununun var ettiği DTP bile AK Parti'nin bu işi samimiyetle yaptığına inanmıyor, hatta "derin devlet"in makyajla el değiştirdiği görüşünde.
Bu da ister istemez, sürece karşı çıkanların başta CHP ve MHP olmak üzere işine geliyor ve Türkiye'yi derin bir gerilime doğru sürüklüyor.
Gerilim İzmir'de yaşanan olaylarda olduğu gibi bilinçli biçimde artırılıyor. Bilinçli olduğu içindir ki, medyanın gerilim severleri de devreye girip suni "İzmirya" ayrılığını dile getiriyor.
Aslında İzmir ve Çanakkale Bayramiç'te meydana gelen olaylar ilk değil. Daha önce de yaşandı.
Türkiye toplumu sağduyusuyla bunları aşabilir.
Ancak tüm bunlar olurken bu ülkenin "Akil İnsanları" ve sivil toplum örgütlerinin sessizliği dikkat çekiyor.
Neden susuyorlar?
İş dünyasının en büyük örgütü TÜSİAD'ın neden sustuğu az çok biliniyor. 90'lı yıllarda Kürt Raporları hazırlatan TÜSİAD bugün ne yazık ki sadece siyasi nedenlerle bu barış projesi karşısında sessiz kalıyor.
Peki ya TOBB ve diğerleri?
Sanayi ve Ticaret Odaları, Esnaf Birlikleri, Sendikalar neden bu ülkenin en büyük barış projesi sürerken seslerini çıkarmıyorlar?
Diyarbakır Sanayi ve Ticaret Odası dışında Demokratik Açılım süreci için çalışan tek oda adı duymadım.
Silahlar sustuğunda, bu ülkeye barış geldiğinde ortaya çıkacak değerden belki de en büyük payı bu kuruluşlar almayacak mı?
Aynı biçimde başta İstanbul ve Ankara olmak üzere büyük kentlerin yerel yönetimleri de hiçbir şey yapmıyor.
Toplumsal barış için kendi inisiyatifleriyle atacakları bir adım yok mu?
Belediyeler kendi aralarında yeni ilişkiler kurarak sürece katkı veremez mi?
Bu sessizliği görünce, acaba hükümet mi sivil toplumun devreye girmesini istemiyor diye düşünmeden edemiyorum.
Çünkü inanılmaz biçimde demokratik açılım süreci sadece siyasiler arası bir tartışmaya dönüştü.
Bu noktada devreye sivil toplum gibi "Akil İnsanlar" da girmiyor.
Özellikle tarihle yüzleşme açısından sarsıcı bir dönemden geçerken, tarihçilerimizin daha çok konuşması topluma yol göstermesi gerekmiyor mu?
Peki ya üniversitelerimiz ne yapıyor?
Toplumun önüne yeni seçenekler sunulmasında, Kürdoloji gibi konularda daha cesur adımların atılmasında kolaylaştırıcı bir rol oynayamaz mı?
Demokratik Açılım tartışmalarının Meclis'e taşınması elbette tarihi bir adımdı. Ancak bu adımın sağlıklı atılması gerekiyor.
Gerekiyor çünkü işimiz hiç kolay değil. Hem etnik boyutu olan bir sorun çözülüyor, hem de eski sistem değişiyor.
İşte bu nedenle sivil toplum örgütleri de akil insanlar da hatta tek tek bireyler olarak hepimiz bir şeyler yapmalıyız.
Riske giren siyasetçiyi yalnız bırakırsak bedelini yine biz öderiz.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN