Türkiye'nin en iyi haber sitesi
EMRE AKÖZ

Fiziğin kadınları

Bu yıl Nobel Fizik Ödülü'nü üç bilimci paylaştı: ABD'li Arthur Ashkin ile Fransız Gerard Mourou... 2018 ödülünün ilginçliği ve önemi ise üçüncü kişide: Kanadalı Donna Strickland...
Kadınlar 55 yıldır fizik ödülünü kazanamıyordu. Daha da çarpıcı olan veri şu: Nobel Fizik Ödülleri 1901'den beri veriliyor. Donna Strickland bu ödülü alan üçüncü kadın.
İlki, bizim kısaca Madam Curie dediğimiz, Maria Sklodowska Curie idi. İkincisi ise ödülü 1963'te kazanan Amerikalı Maria Goeppert Mayer...
Nobel Fizik Ödülü'nü kazanan kadınlar niye bu kadar az? Karar verici komite 117 yıldır erkekleri mi kayırıyor?
Bu soruyu sorarken şu veriyi de unutmayalım: Matematiğin Nobel'i denilen Fields Madalyası'nı bugüne kadar 60 kişi kazandı. Bunların sadece biri kadın: İran kökenli Maryam Mirzakhani (2014'te kazandı, 2017'de 40 yaşındayken kanserden öldü.)
Mantık ve hesap gerektiren bir başka alandan daha örnek vereyim: Kadın satranççılar, dünya şampiyonu erkekleri hiçbir zaman zorlayamadı.
Feministlere sorarsanız bu durumun nedeni, kadınların önünü kesen, onları geleneksel rollere iten erkek egemen toplum... Son derece zeki birçok kadının, çevrelerindeki erkekler (baba, amca, abi) ve hanım hanımcık olmalarını isteyen anneleri tarafından engellendiği doğrudur.
Ancak tersi örnekler de var. Mesela Sovyetler Birliği yönetimi bir kadın vatandaşının dünya satranç şampiyonu olmasını çok isterdi. Rejim için muazzam bir propaganda olurdu. Ancak yakınına dahi gelemediler.
Gelmiş geçmiş en güçlü kadın satranççı kabul edilen, özel olarak yetiştirilmiş, büyük yetenek Macar Judith Polgar dahi ancak dünya sekizinciliğine kadar yükselebildi.
Fizik, matematik, satranç... Üçünde de zirveye çıkan kadınların sayısı çok az. Bunun tek nedeni erkek egemen toplum olmayabilir.
Duygusal zekaları erkeklere tur bindiren kadınların, belki de analitik zekaları aynı düzeyde değildir.
Not: Tek tek insanlardan değil, ortalamadan söz ediyoruz. Analitik zekası çok yüksek kadınlar olduğu gibi, duygusal zekası gayet parlak erkekler de var.

***

Yarama basma doktor

Bilimden söz edince aklıma hafta içinde çıkan bir haber geldi: Türkiye'de her 10 bin kişiye 18 doktor düşüyormuş. Az mı, çok mu? Anlamak için karşılaştırma yapmak gerekiyor.
Bu alanda dünya birincisi 10 bin kişiye 51 doktorla Avusturya. Onu 46 doktorla Portekiz takip ediyor. Ardından 10 bin kişiye 41 doktorla Almanya geliyor. (Avrupa ülkelerinin ilk sıralara yerleşmesi çok ilginç değil mi?)
Hazır başlamışken birkaç tane daha sayalım: Rusya 40, İspanya 39, İtalya 38, İsrail 34.
En vahim durumdaki ülke ise 10 bin kişiye sadece üç doktor düşen Endonezya.
Ülkemizin durumu için hemen 'buna da şükür' demeyin. Evet Türkiye'de 145 bin 800 doktor var ama dengeli dağılmamışlar ki... Kış geldi mi medyada sürüyle "Doktora gitmek için iki saat kar altında yürüdüler" haberi çıkıyor. Büyük kentlerdeki doktor oranı ile Kars'taki doktor oranı aynı mı?
'Doktorların kalitesi ne durumda' diye soracak olursanız... Eğitimin genel kalitesine bakın, anlarsınız. Daha önce anlatmıştım: Kimi hastanelerde muayene etmeden ilaç yazan doktorlar var. Önce ateş et, sonra nişan al hesabı.

***

Türkler misafirperver mi?

Olay taze... 2024'te yapılacak Avrupa Futbol Şampiyonası'nı düzenleme hakkını kazanmak için var gücümüzle uğraştığımız günlerde, ağızlardan düşmeyen bir tabir vardı: Türk misafirperverliği...
Anlamadığım bir olaydır: Biz Türkler niye kendimizi misafirperver olarak görüyoruz? (Bilen varsa Allah aşkına söylesin.)
Sürüyle araştırma var. Çeşitli ülkelere seyahat etmiş insanlara soruyorlar: Sizce en misafirperver, en arkadaş canlısı, yabancılara en sıcak davranan ülkeler hangileri?
Bakıyorum da, bu araştırmaların tekinde dahi birinci çıkmıyoruz. İlk üçe de girmiyoruz. Hadi onları geçtik, ilk 10'da dahi yokuz. Ee, bizim neremiz misafirperver?
Anladığım kadarıyla Türkün Türk'e propagandasından ibaret bu misafirperverlik. Kendi kendimize söylediğimiz, reklamlarda filan kullandığımız bir klişe.
Aksini iddia eden varsa söylesin, ben de öğreneyim.

***

Beyaz yakalı mizah

Dilbert isimli karakteriyle, şirket yaşamındaki çelişkileri, ikiyüzlü ilişkileri, şeflerin müdürlerin abukluklarını, çalışanların kaytarmalarını hicveden Amerikalı çizgi ustası Scott Adams 62 yaşında öldü.
Adams'ın beyaz yakalılar dünyasına ilişkin özlü sözleri de Dilbert'ın maceraları kadar ilginçtir. İşte bunlardan bir demet:
Mühendisler problem çözmeyi sever. Ellerinin altında bir problem yoksa yenisini yaratırlar.
Hiç kimse, uyanık bir ahmaktan daha tehlikeli değildir.
Kamuoyunun salaklığını asla hafife almayın.
Danışmanlara saygı gösterirsiniz, çünkü sizin şirkette çalışacak kadar budala değillerdir.
Mail alıyorum, o halde varım.
Başarısızlığın tek riski vardır: Terfi etmek.
Başkanlık yarışında sahip olmanız gereken tek hüner psikolojidir. Ve Trump psikolojiye hakim.
İnsanlar duygularıyla oy verir. Nokta.

***

Çocuk beyni işgalde

Dijital teknolojinin çocukların dillerini ve eşyalarla ilişkisini nasıl değiştirdiğine ilişkin iki örnek:
Arkadaşımın altı yaşındaki oğlu kabus görmüş. Babası sormuş: "Peki sen ne yaptın?" Cevap: "Gözümü açıp rüyayı kapattım."
Aynı yaşlardaki bir başka çocuk, kitap okurken karşılaştığı bir resmi, tablet ve cep ekranlarında yaptığımız gibi, iki parmağıyla büyütmeye çalışmış. Yapamayınca da elindekini bir tarafa atıp "Bu kitap bozuk" demiş.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA