BÜLENT TİMURLENK BÜLENT TİMURLENK

1996 yazı sıcaktı hatırlıyor musun?

Neden artık 100 bin kişi kapasiteli stadyumlar yok? Köfte ekmek mi, açık büfeli tribünler mi? 1996 yazına dönelim, milyonların havada uçuştuğu transferin sıcak günlerine...

Basit bir soruyla başlayalım: Futbol 50 yıl önce daha popüler, daha izlenir bir spor dalı mıydı? Avrupa'da 60-70 yıl önce yapılan 80-100 bin kapasiteli stadyumların benzerleri neden son 25 yılda yapılmadı?
Bu sorunun kısa cevabı; insanlar artık konforu seviyor. Beton yığını stadyumlar, tahta sıralar, güvenlik kriterlerinin olmadığı ayakta izlenen maçlar, tadı unutulmaz köfte ekmekler, demi kaçmış çaylar yok artık. Futbolsever artık bilet peşinde koşmuyor. Kombine ile koltuğunu sağlama alıyor, açık büfelerde yemekler yeniyor, ısıtmalı tribünlerde kış günü titremeden maç izleniyor. Omuza omuza tezahüratı hatırlayan yok. Yenilsen de yensen de zaten gereksiz bir romantizm genç kuşaklar için.
Geçmişte ne localar vardı ne de VIP tribünler. Stadyum dediğin iki açık tribün, bir kapalı, bir de numaralı tribündü. Futbolsever olmak için artık sevda yetmiyor. Tüm Avrupa aynı sıkıntıyı çekiyor. Kimse yeni stadımı 90-100 bin kapasiteli yapayım demiyor. Juventus gibi dev bir kulüp "42 bin taraftar bana yeter" diyor yeni stadında.
Milano ve Roma'da dev ve eski stadyumları kullanan dört İtalyan kulübünün hâlâ maket olmaktan kurtulamayan yeni stadyumları da 50 bini aşmayacak. Ne Real Madrid ne de Barcelona yeni stadyumu aklından geçiriyor. Şehrin göbeğindeki mabedlerini şehir dışına taşımak yerine, yenileme projeleri geliştirip para olmayınca da ertele tuşuna basıyorlar...
İngilizlerin 4 milyon sterlin ile başlayan ve yeni ihalede 5 milyar sterlini aşması beklenen Premier Lig yayın hakları bize şunu anlatıyor. Futbolda artık daha çok para var ama futbol tribünlerin değil artık dev ekranların güzel oyunu.
Yüksek çözünürlükte yapılan yayınlar, 35 kamerayla çekilen maçlar, öncesi ve sonrasındaki yorumlarıyla futbol Avrupa'nın her yerinde birçok insana göre evde izlerken de güzel...
?Neymar'a 222, Coutinho'ya 160 milyon euro bonservis ödenen futbol ekonomisi nereye koşuyor peki? Gerçekten paniklemeli miyiz bu oyunu sevenler olarak? Bir adım geri çekilip baktığımızda tüm astronomik bedelli transferlerin bir çemberi oluşturan kulüpler arasında yapıldığına ikna olursak paniğe gerek yok.
100 milyon ve üstü alan kulüpler belli. Barcelona, Real Madrid, PSG, Manchester United, City, Chelsea, Juventus... Evet futbolcular 20 yıl öncesine göre inanılmaz paralar kazanıyorlar. Evet Cristiano Ronaldo'nun garajında her biri milyonluk 10 otomobil var, evet Platini de sıradan bir Fransız malı otomobile biniyordu ama değişen bir şey yok. Ronaldo da gideceği yere gidiyor, Platini de gidiyordu...
Transfer domino taşları gibi.. Liverpool yok yere bir stopere 80 milyon ödüyor diyorsunuz, ertesi gün 160 milyona bir oyuncusunu satıyor. Barça, 222 milyon kazandı Neymar'dan, hemen akabinde Dembele'ye 120 milyon ödedi. Juventus, Higuain'i aldı, Pogba'yı sattı vs. vs...
1996 yılına döneceğiz, tablolarda Avrupa'nın üç liginde o günlerin büyük yeteneklerine ödenen bonservislerin sudan ucuz olduğunu görecek ve belki de gözlerinize inanamayacaksınız. Şaşırmayın, şaşırmak bir gençlik refleksidir...
BİZE ULAŞIN