MÜCAHİT KÜÇÜKYILMAZ MÜCAHİT KÜÇÜKYILMAZ

Diplomasinin 3’üncü sayfası halka arz edilirken...

Wiki-Gate haberleri, bugün, elinize aldığınız bu sayfa dâhil olmak üzere, gazetenin ilk sayfası, gündem ve dış haberlerde muhtemelen bıktırıcı bir hâkimiyet kurmuş olacak. Sadece Sabah ya da diğer gazeteler değil, televizyonlarda da Amerikan ordusunun şifreli yerel ağ (intranet) servisinden genel ağ (internet) sitelerine sızan diplomasi dedikoduları yer alıyor. Bu, her şeyden önce sosyal medyanın hem gücünü, hem de gazete, televizyon, dergi gibi klasikleşen medyaları belirleme kapasitesini gösteriyor. Demokratik olduğu kadar anarşik, geliş yönü ve hedefi kestirilemeyen yoğun bilgi akışı, dedikodunun karşı konulamaz cazibesi ile birleşince bireylerin ve devletlerin varlığını etkileyen bir enformatik kirliliğe dönüşüyor. Öyle ki, TRT Haber'de Sosyal Medya programını sunan Serdar Kuzuloğlu'nun verdiği bilgiye göre, WikiLeaks haftalık dergi olsa, belgelerin yayımlanması 60 yıl sürecekmiş! Wiki sızıntıları, sanki özellikle bizim gibi, ateş olmayan yerden duman tütmeyeceğine inanan toplumları ve Ortadoğu ülkelerini hedef almış görünüyor. Öyle olmasa bile, laf yüzünden namus cinayeti işleyen, dedikodunun ardından tetiği çabuk düşürenler, kendilerini bu işin doğal hedefi haline getirecek. Ferdi Tayfur filmlerinden aşina olunduğu üzere, bizde birinin bir işi yapmasından daha kötüsü, o işi yaptığının sanılmasıdır, değil mi? Zaten tehlikenin farkında olan Suriye ve Suudi Arabistan gibi ülkeler kendi çaplarında önlem aldılar bile; sızma belgeleri yayımlayan internet sitelerini yasaklayarak en azından kafalarını çölün kumlarına gömdüler! Diplomasinin 3. sayfası halka arz edilirken, etekteki taşların dökülmesi, filtreli ve epeyce uzun sürecek bir plan dâhilinde gerçekleşecek. İşte o sırada kim bilir nice kuşlar o taşlarla vurulacak; vurulanlar arasında henüz ABD ve İsrail görünmüyor!

3 milyon kişinin bildiği sır!
"
Bay Sızıntı" Assange'in elinde toplam 1 milyon 200 bin civarında bir belge yığını var; ancak daha önemlisi, öncesinde bunlar Amerikan askeri istihbaratının veri tabanında iken, SIPRNet adlı "özel ağ"a erişim izni olan 3 milyona yakın Amerikalı yetkiliden söz ediliyor. Üstelik bunların arasında Kuveyt'ten Güney Kore'ye, Afganistan'dan Irak'a kadar çeşitli üslerde görev yapan er rütbesindeki askerler de var. Yani bu 3 milyon kişiden biri daha evvel şeytana uymuş olsaydı, er Bradley Manning veya Julian Assange'e iş düşmeyecekti. Bu biraz da, adı "Çok Özel", sloganı "Bizden laf çıkmaz" olan bir magazin programını hatırlatıyor; milyonların bildiği bir sır ortaya döküldüğünde, "Sızma oldu" sızlanmasına kim inanır? Diğer taraftan, bazı şeyleri muhataplarınızın bilmesini istiyor ama onu doğrudan ifade edemiyorsanız, bunu iletmenin en basit yolu herhalde milyonlarca kişiye erişim izni vermek olmalı. Böylece kendisine "diplomatik sır" önemi atfedilen belgeler, sosyal medyanın anarşik karakterinin de yardımıyla, sırasıyla sanal ortamda, fısıltı gazetesinde ve klasik medyada manşet olabildi. WikiLeaks'in şu an gerçekleştirdiği halka arz, diplomasinin, biz dünyalılara, daha doğrusu Orta Dünyalılara en yakın olan "dip" kısmı ya da medya jargonuyla 3. sayfasını kapsıyor. Diğer sayfalarda ise, magazin boyutunu aşan gerçek belgeler, raporlar, görüşme tutanakları, resmî yazışmalar ve en önemlisi istihbarat bilgisinin analitik bilgiye ve uluslararası politikaya dönüşme süreçleri bulunuyor. Assange'in süzülmüş sızıntısı, "diplomatik sır", "istihbarat bilgisi" ve "küresel dedikodu" kavramlarının kesiştiği yerde konumlanırken, her şeye rağmen, bu üçünün ortak tarihi WikiLeaks'ten önce ve sonra diye ikiye ayrılacak. Şimdiden tekzipler ve yeniden güven tesis etme girişimlerine başlayan Türkiye ve onun eksenine yaklaşan ülkeler ise, 2011'de bürokratik ve diplomatik enerjilerinin önemli bir kısmını Amerikan pirincinin taşını ayıklamakta kullanacaklar.

Artık Ağa'nın ağına düşme be Ferdi!

Henüz Türkiye'ye dair 8 bine yakın belgeden 30 kadarı ifşa olmuşken, yani Wiki-lotoda açılan sandık oranı yüzde 1 bile değilken, kazanan ve kaybedeni tahmin etmek zor; ancak şu an itibariyle iki temel etki alanından bahsedilebilir: Birincisi, yükselen bölgesel güçlerin kendi içlerindeki enerjinin bir süre bu konuya harcanacağı ve dostluk, dava arkadaşlığı ilişkilerinin zarar göreceği anlaşılıyor. İkinci düzlemde ise, yine Türkiye, Rusya, İran, Suudi Arabistan, Mısır, Irak, Suriye, Azerbaycan gibi ülkelerin birbirleriyle olan ilişkilerinin akıbeti yer alıyor. Bakalım Ferdi, Ağa'nın hain planlarına kanıp sevdiği kızı sonradan görme zengin züppenin kollarına mı itecek, yoksa kişisel tarihinde dram türünün klişelerinden ilk kez sıyrılıp ilişkisini rasyonel temelde yeniden mi kuracak? Hem o kız, senaryonun sonunda anlaşılacağı üzere, Ağa'nın gerçek kızı değil Ferdi; nur yüzlü bir ana ile vaktinde senin gibi Ağa'nın entrikalarına kurban gitmiş bir babanın... O baba, yeter ki senin de baban olmasın!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.