REFİK ERDURAN

Pembe yazı

Şeytan melekten daha ilginçtir. İşini bilen oyuncular kötü adamlık ya da cadılığı rahip ya da cici kız rollerine tercih ederler.
"Barış filmi" reklamı yaparsanız salon boş kalır. Savaş filmlerinin ise her zaman müşterisi var.
Kavga ayırmak nankör çabadır. Seyir için toplananlar içlerinden kızarlar size. Yumrukla girişip kavgacıların ikisini de devirirseniz hayranlık kazanırsınız.
Pembeden hoşlanan erkeğe kuşkuyla bakılır. Al sevmek yakışır yiğite. Kan rengidir.
Bunları biliyorum ama şimdi pembe bir yazı yazacağım.
Niçin?
Çünkü kan rengine boyalı içimiz dışımız. Ülkem alı al, moru mor.
Biraz pembeye ihtiyaç var.
***

Bugün Nâzım Hikmet'in ölüm yıldönümü.
Onu nasıl bilirsiniz?
Başkaldırı şairi... Sınıf kavgasının yılmaz cengaveri... Sözcükleri ok atar gibi kullanabilen polemik ustası... Yarı ömrünü demir parmaklıklar arkasında geçirirken bir milim ödün vermeyen direniş kahramanı... Kan revan içinde, saçları fırtınada dağılmış, kartal bakışlı bir erkek güzeli... Değil mi?
Öyleydi. Ama ben onu başka bir yanıyla da tanıdım. Anmak için gözlerimi yumunca farklı görüntüler de geçiyor bellek penceremin önünden.
Büyükada'daki bahçenin karşısında, karakol önünde gece gündüz nöbet tutan sivillere gerçekten acıyarak "Ömürleri böyle tükeniyor" diye başını sallayışı...
Sevdiği yemekleri yaptırıyor diye çocuk gibi sevinerek tombul annemi kucaklayıp kaldırışı...
Hamile Münevver Yenge'nin karnına dikili gözlerine dolan umut mutluluğu...
Balaban'ın bir resmini göstererek "Köylüye bak!" diye bağırışı...
O zamanlar ben çok genç ve çok sivriydim. Bir konuşmamızda yüz binlerce mujiğin öldürülmesi gündeme gelince, "Devrim için kaç kişi gerekiyorsa gebertilir" deyivermiştim.
Nâzım Ağabey bir süre sustu, düşündü, sonra içini çekti.
"Onlar da insandı."
***

Büyük romancımız Kemal Tahir'de hiç pembe yoktu. Sevgisizliğin yazarıydı adeta. İnsanoğlunun bencilliğini, alçaklığını, rezilliğini büyük başarıyla işler dururdu.
Nâzım Hikmet'in insan sevgisi vurgusuna karşı çıkardı. "Ne demek insanı sevmek?" diye söylenirdi. "Hangi insanı seveceğiz?"
Yurtdışında bulunduğum yıllar boyunca ayrı düştük. Döndüğümde çok hasta olduğunu duyup hemen yanına koştum. Ölüme yakınlık şaşılacak derecede değiştirmiş, yumuşatmıştı Kemal Tahir'i.
Samiye Yenge onun bir hasmının yaptığı son melaneti anlatınca ben "Vay namussuz" dedim.
Kemal Ağabey elini elimin üstüne koyup ilk kez muhabbetle baktı yüzüme. "Aldırma," diye gülümsedi. "İnsanlık halidir."
***

Size de olur mu? Bir söz anılardaki başka sözlerin üstüne gelir, sinerjiyle acayip etki gücü kazanır. Ben öyle bir şey yaşadım.
Bosna savaşı sırasında Kara Kuğular'ın kampındayım. Gece baskınına gidecek takıma katılmak için tutturmuşum. Konuğu tehlikeye atmak istemeyen Sead karşı çıkmış. Israrımın nedenini soruyor.
Benim gözümün önünde sistemli ırza geçişlerden sonra kendilerini ağaç dallarına asmış gencecik kızların görüntüleri var.
"Faşistlerden birinin canını almadan gitmek istemiyorum."
Genç dostum uzun bir sessizlikten sonra, ayıplar gibi konuşuyor: "Hedef can almak değil. Onlar da insan."
***

Türkiye'de hepimizin "Karşımızdakiler de insan" diyeceğimiz günleri iple çekiyorum.
BİZE ULAŞIN