ERDAL ŞAFAK ERDAL ŞAFAK

Ölüm ve sonrası

Hem kulakları çınlasın, hem de ömrü uzun olsun; ünlü bir zenginimizin bir sözünü hiç unutmuyoruz: "İnsanın parası varsa, doktorlar kolay kolay ölmesine izin vermiyorlar."
Michael Jackson olayı gösterdi ki, insanın parası varsa, sadece ölmesine değil, ölümden sonra toprağa kavuşmasına da kolay kolay izin verilmiyor.
"Jackson'ın parası mı kaldı ki" itirazında bulunacaklara da bir başka versiyonla yanıt verelim: "Cenazeniz rant getiriyorsa, yani ölünüz dirinizden daha çok para ediyorsa, mezara konulmanızı geciktirmek ve defin işleminizi şova dönüştürmek için de her yola başvurmak mubah sayılıyor."
Sadece bugün değil, daha kim bilir kaç vakit Jackson'ın cenaze rantı üstüne haberler okuyacak, rakamların, daha doğrusu paraların nasıl havada uçuştuğunu göreceksiniz.
Dünyada şu kadar milyar kişi cenaze ve anma törenini izledi. Şu kadar TV kanalı töreni canlı olarak naklen yayınladı. (Not: Bir ölüm törenini yayınlarken kullanılan "Canlı" sözcüğü de insanın kanını donduran bir kara mizah örneği değil mi?)
Devam edelim: TV'ler cenaze ve anma töreninin naklen yayınında şu kadar milyon dolar reklam aldılar. (Not: Küresel ölçekte düşünürsek, milyar dolar dememiz galiba daha doğru olacak.) Reklam kaynaklarının kuruduğu şu kriz döneminde tam bir piyango.
O kadarla da kalsa neyse. Definden sonra sıra manevi mirasını, yani şarkılarını ve konserlerini ranta dönüştürmeye geldi: Albümlerinin yeniden ve tekrar tekrar basılıp piyasaya sürülmesi... Michael Jackson'ın sanal, daha doğrusu eski konserlerinin görüntüleri eşliğinde dünya turnesine çıkarılması... Hatıralık eşyalardan ve herhalde müzeye dönüştürülecek olan çiftliğine ziyaretlerden sağlanacak geliri hiç saymayalım.
Özetle tüm bu "Etkinlikler" sayesinde Jackson'ın 500 milyon dolar olarak hesaplanan borcu kısa sürede temizlendikten sonra vârislerine de ömür boyu rahat etmelerini sağlayacak bir gelir kalacak.
Ve de Michael Jackson; en az bir kuşak boyunca "En çok kazanan sanatçılar" listesinin tepelerinde yer alacak. Birçok diriyi fersah fersah geçerek.
Tıpkı ölümünden 32 yıl sonra vârislerine her yıl milyonlarca dolar kazandırmaya devam eden Elvis Presley gibi. Tıpkı anıt mezarı banknot matbaası gibi çalışan Lady Diana gibi.

Nâzım Hikmet, Ahmet Kaya...
Rant hesapları bazı ölülerin yakasını hiç bırakmıyor. Bizler için bunun en çarpıcı örneğini Nâzım Hikmet oluşturuyor. Merhum bir şiirinde, "Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni / Tepemde bir de çınar olursa / Taş maş istemez hani" dedi ya; ille de kemiklerini yurda getirecekler.
Getirecekler ki, o vesileyle yurt çapında bir Nâzım Hikmet sevdası depreşsin: Gelsin eserlerinin bilmem kaçıncı baskısı, piyeslerinin bilmem kaçıncı kez sahnelenmesi, hatıralık eşyalar, gazetelerde özel ekler, dergilerde özel sayılar, yurdun bilcümle kentlerinde Nâzım Hikmet geceleri, matineleri... Kim bilir o olayın anısına PTT'den pul ve özel damga, Darphane'den hatıralık -altın- para basılması yönünde "Güçlü" ve "Yoğun" talepler de gelebilir.
Özetle, Nâzım Hikmet ölümünden 46 yıl sonra bile Moskova'daki Novo Deviçye Mezarlığı'nda kemiklerini dinlendiremiyor. Bu gidişle dinlendiremeyecek de.
O yüzden Ahmet Kaya'nın kemiklerinin de yurda getirilmesi çağrılarını, hatta baskılarını kararlılıkla püskürten eşi Gülten Kaya'yı çok takdir ediyoruz. Hiç değilse, nice ünlüyü bağrında barındıran Paris'teki Pere Lachaise Mezarlığı'nda yatan Ahmet Kaya'yı rahat bırakmak gerek. Hafız'ın huzurundan nasiplenebilmesi için.
Yahya Kemal Beyatlı, o muhteşem "Rindlerin Ölümü" şiirinde 14'üncü yüzyılda yaşamış İranlı şair Hafız'ın ölüm ötesi huzurunu ne güzel anlatır:
"Hafız'ın kabri olan bahçede bir gül varmış / Yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle / Gece bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış / Eski Şiraz'ı hayal ettiren ahengiyle / Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde / Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter / Ve serin selviler altında kalan kabrinde / Her seher bir gül açar, her gece bir bülbül öter."
BİZE ULAŞIN