ERDAL ŞAFAK ERDAL ŞAFAK

Pasifik solu Atlantik solu

Japonya bugün İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemin en önemli gününü yaşıyor: Ülke tarihinde ilk kez iktidar el değiştiriyor.
Gerçek bir demokratik devrim bu. Çünkü;
Japonlar "Tek partili demokrasi"den "Çoğulcu demokrasi"ye geçiyor.
İktidarı tekeline almış olan bir "Siyasi hanedanlık" sistemine son veriyor.
Liberal Demokrat Parti'nin kesintisiz 55 yıllık sağ iktidarı yerini Japon Demokrat Parti'nin sol kadrolarına bırakıyor.
Hemen belirtelim; seçmenlerin önemli bir bölümü Yukio Hatoyama liderliğindeki Japon Demokrat Parti'nin solculuğunu tartışmalı buluyor, kuşkuyla karşılıyor. Şu gerekçelerle:
Öncelikle Japon Demokrat Parti bünyesinde her eğilimi barındırıyor. Sağcılar, merkezciler, solcular. Türkiye'den bir örnek vermek gerekirse, AK Parti, MHP, CHP, hatta TKP'nin tek çatı altında birleşmesi gibi bir şey.
İkincisi, Başbakanlık koltuğuna oturmuş siyasilerin pek çoğu gibi Yuko Hatoyama da on yıllar boyunca iktidarı aralarında paylaşmış ailelerin birinden geliyor. Dedesi başbakanlık, babası dışişleri bakanlığı yaptı, kardeşi Kunio Hatoyama da iktidarda son gününü yaşayan Liberal Demokrat Parti'nin liderleri arasında yer alıyor.
Üçüncüsü, Hatoyama'nın da tuzu kuru, hem de çok kuru. Baba tarafından geniş arazilere sahip, anne tarafından da "Bridgestone" lastiklerinin varisi.
Tüm bu özellikleri nedeniyle Yukio Hatoyama'ya "Japonya'nın Kennedy'si" benzetmesi yapılıyor. Yani nasıl Kennedy, ABD kriterlerine göre sosyal demokrat sayıldıysa, Hatoyama da Japon usulü sosyalist oluyor.

Obama'dan sonra Hatoyama

Bununla birlikte partinin iktidara gelince uygulamayı vaat ettiği programda, gerçekten sosyal demokrat, sosyalist renkler hakim. "Sosyal adaletsizliği azaltma" hedefine dayandırılan program çerçevesinde çocuklu ailelere devlet yardımı, ücretsiz eğitim, parasız otoyol, işsizlere maaş taahhüdünde bulunuluyor. İşsizliğin 50 yıldır görülmemiş boyutlara ulaştığı, yoksulluğun arttığı, gelir dağılımı uçurumunun başdöndürücü derinlik kazandığı ve sosyal sigorta sisteminin çöküşün eşiğinde olması nedeniyle emeklilerin gelecek kaygısı yaşadıkları bir ülkede seçmenleri can damarından yakalamak için bundan daha iyi bir program hazırlanamazdı.
Yukio Hatoyama seçim kampanyasında tek slogan kullandı: "Sevgi ve dostluk". Onu da şöyle açtı: "Dostluk dayanışmasına dayalı bir toplum inşa etmek ve sevgiye dayalı politikalar izlemek." (Not: "Sevgi ve dostluk" Masonlar'ın söylemi. Hatoyama'nın dedesi de Mason localarının Japonya'daki en güçlü temsilcileri arasında sayılıyor. İlginç bir rastlantı, değil mi?)
Zenginliğine, Masonluk vurgusuna falan aldırmadan Japonlar bugün kitleler halinde sandığa gidip (Seçime katılımın yüzde 90'ı aşması bekleniyor) oylarını Hatoyama'ya verecekler.
Böylece küresel kriz, dünyanın bir numaralı ekonomik gücünden sonra üçüncü büyük ekonomide de solu iktidara taşımış olacak. (Başkan Barack Obama da ABD siyasi kriterlerine göre "Solcu" sayılıyor. Hatta Cumhuriyetçi Parti'nin aşırı sağ kanadı onu "Gizli komünist" olarak görüyor.)
"Pasifik Solu"nun "Atlantik Solu"nu da tetiklemesi, yani doğuda esmeye başlayan sol rüzgarların krizin allak-bullak ettiği batıya, Avrupa'ya yönelmesi, hatta siyasal bilinç düzeyinin iyice yüksek olduğu oralarda kasırgaya dönüşmesi gerekir ama tablo hiç de öyle değil: Almanya'da eli kulağındaki seçimleri Hıristiyan Demokratlar, İngiltere'de de en geç önümüzdeki yıl yapılacak seçimleri Muhafazakarlar kazanacak. Hem de eze eze. Fransa'da da daha 2.5 ay önce Avrupa Parlamentosu seçimlerini iktidardaki merkez sağ Halkçı Hareket Birliği açık ara kazandı.
Tüm bu sonuçlar, Avrupa modeli üç sosyal demokrasinin (Almanya, İngiltere ve Fransa) üçünün de pençesinde çırpındıkları ideolojik bunalımın ağırlığını gösteriyor. Daha vahimi, solun iktidar alternatifi olmaktan hızla uzaklaştığı anlamına geliyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN