Tokat-Reşadiye'deki menfur saldırı, zamanlamasından coğrafyasına kadar birçok açıdan mantıklı ve makul bir açıklama bulunamadığı için her türlü komplo teorisine kapıları aralıyor.
"Milliyetçi duyguları körüklemek için akıllıca planlanmış bir eylem olabilir" diyen var. (Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç)
"1993'teki 33 er olayı gibi" diyerek "Ergenekon" a gönderme yapan var. (DTP Genel Başkanı Ahmet Türk)
"1997'de aynı yerde 4 askerin şehit olduğu pusunun kopyası" diyen var. (MHP Tokat Milletvekili Reşat Doğru)
Açılımı sabote etmeyi, böylece Türkiye'yi istikrarsızlaştırmayı amaçlayan "Dış güçler"in parmağını arayan var.
Türkiye'nin çok boyutlu ve bağımsız dış politikasıyla ayaklarına basılan "Bazı mihraklar" ın Ankara'ya bu saldırıyla bir "Mesaj" gönderdiği iddialarına sarılan var...
Bu teorilerin hiçbiri ne doğrulanabilir, ne de yalanlanabilir...
Ancak dünyanın her yerinde "Bazı güçler"in pek rahat durmadıkları da bir gerçek. Buyurun size dün ajanslara düşen iki haber.
İlki Pakistan'dan: İçişleri Bakanı Rahman Malik, güvenlik güçlerinin Bara bölgesinde 4 kamyon dolusu Hint yapımı ağır silah ele geçirdiğini açıkladı, "Bu silahlar Hindistan'ın ülkemizdeki teröre desteğinin en somut kanıtıdır" dedi. (Not: Geçen yıl da Hindistan, Mumbai'ye düzenlenen terör saldırılarının ardında Pakistan istihbaratının bulunduğunu öne sürmüştü.)
İkinci haber Gine'den: Ülkeyi yöneten askeri cuntanın lideri Musa Dadis Camara geçen hafta korumasının açtığı ateşte başından ağır yaralandı. Şimdi Fas'ta tedavi görüyor. Gine Enformasyon Bakanı İdrisa Şerif, bu saldırının arkasında Fransa'nın bulunduğunu, Paris'in askeri cuntayı devirmek için ülkede yeni bir darbe yaptırmak istediğini, Fransa Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner'in bu amaçla Gine'nin sürgündeki muhalefet lideriyle gizlice bir araya geldiğini iddia etti...
Yine ne doğrulanabilir, ne de yalanlanabilir iddialar...

Esad'ın sarsıldığı an

Ama bu konuda özellikle bir örnek belleğimizde epey iz bıraktı.
Geçen yıl, Suriye'nin Batı ile arasının yavaş yavaş düzelmeye başladığı, ABD'nin el altından, Fransa'nın ise aleni temas kurarak Şam yönetimine uygulanmakta olan tecridi hafiflettikleri günlerde Devlet Başkanı Beşşar Esad bir komşu ülkeye resmi bir ziyaret yaptı. Gittiği yerle Suriye'nin arası çok ama çok iyiydi. Ne var ki Batı, Suriye'yle ilişkilerini tümüyle normalleştirmek için Şam yönetiminin bazı müttefiklerinden uzaklaşmasını, açıkçası dış politikasında "Eksen değiştirmesini" istiyordu. Esad'ın ziyaret ettiği ülke de o eksenin merkezinde yer alıyordu.
Suriye'nin genç lideri son derece keyifli, şen-şakrak indi uçaktan. Sıcak karşılandı. Gittiği ülkedeki mevkidaşıyla sarılıp öpüştüler. Daha sonra, tam resmi görüşmelere geçilirken bir danışmanı eğilip kulağına bir şeyler fısıldadı ve Esad'ın yüzü bembeyaz oldu.
Danışmanı tam da Esad'ın uçağının ziyaret ettiği ülke hava sahasına girdiği sırada Şam'da General Muhammed Süleyman'ın bir saldırıda öldürüldüğünü haber veriyordu. Bir keskin nişancı tarafından vurulmuştu. General Süleyman tüm güvenlik servislerinin bir numaralı patronu olarak Baas rejiminin kilit isimlerinin başında geliyordu. Ayrıca Esad'ın hem çok yakını, hem de en güvendiği kişiydi.
Saldırıyla ilgili çeşitli iddialar, varsayımlar ortaya atıldı. Ama sadece biri kabul gördü: General Muhammed Süleyman üstünden Esad'a bir mesaj verilmişti; "Sakın eksen değiştirmeye falan kalkma, yoksa..."
Doğru mu, yanlış mı, komplo teorisi mi? Kim bilir...
Sonuç mu? Esad ekseninde kaldı!
İster "Bozuk saatin bile günde iki kez doğru vakti göstermesi" misali komplo teorisi üreticilerinin de arada bir tutturduklarını düşünün, ister...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.