ERDAL ŞAFAK ERDAL ŞAFAK

'Suriye krizinin çözümü sandık'

Başbakan Erdoğan'ın Güney Kore ve İran'ı kapsayan 6 günlük gezisini, ben dahil 10 gazetenin genel yayın yönetmenleri izledi. Erdoğan'la bu uzun gezide 4 kez bir araya gelip sohbet ettik: Seul'e giderken Almatı'da verilen ikmal molasında, Seul'de, Seul'den dönerken yine Almatı'daki molada ve İran'dan yurda dönerken uçakta.
Bu 4 sohbetin de ağırlıklı konusunu elbette Suriye krizi oluşturdu. İlk 3 sohbetin notlarını yayınladık. Sıra dönüş yolundaki sohbette Erdoğan'ın Suriye değerlendirmesine geldi. İşte satırbaşlarıyla verdiği mesajlar:
* Suriye'deki gelişmeleri İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad'la yaptığımız görüşmede ele aldık. Ölümlerden rahatsız olduğunu ifade etti, sandığın şartlarının hazırlanıp halkın önüne konulmasından yana olduklarını belirtti.
* Bu işin çözümü önce akan kanın durması. Sonra halkın iradesine başvurulması. Halk kimi isterse, başa o gelsin. "Kim gelecek" sorusu anlamsız. Halk kendi seçerse, yarın "Vay başıma gelenler" diyemez.
* İran Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney'le de Suriye'yi konuştuk. Bölge dışındaki ülkelerin müdahil olmasından rahatsızlık duyduğunu söyledi, "Türkiye, Suriye'nin komşusu, birlikte çalışırsak önemli işler yapabiliriz" dedi. Bölge dışındaki ülkeler müdahale etmesin, tamam da, sandığı kim getirecek? Beşar Esad mı, Ulusal Geçiş Konseyi mi? İlki inandırıcı olmaz. Açıkça ifade ettik. Bu yaklaşımımızı da olumlu buldular.
* Suriye'de uluslararası denetime açık, gerekirse AGİT (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı) gözetiminde, bölge ülkelerinin temsilcilerinin de yerinde izleyeceği adil, dürüst ve şeffaf bir seçim yapılmalı. Yarın halkın yeniden ayaklanmamasının tek çözümü bu.
* Esad'ın olumlu bir tutum sergilemeye başladığına inanmak için önce ölümlerin durması şart.
* Suriye krizinin ABD, BM Rusya ve İran ayakları var. ABD "Öldürücü vuruşu yapmaya yokuz, lojistik desteğe varız" diyor. BM, Kofi Annan'ı arabuluculukla görevlendirdi, onun çalışmalarının sonucunu bekliyor. Rusya, Esad'ın yaptıklarını kabullenmiyor ama "Giderse kim gelecek" diyor. Biz de "Sandıktan kim çıkarsa o gelecek" cevabını veriyoruz. Bu yaklaşımımızı olumlu bulmaya başladı. İran ise seçimlere sıcak baktığını ifade ediyor. "İlle de Esad'la devam edilecek" havasında değil.
* Gezimizin başına göre daha iyimserim. İki nedenden ötürü: 1- Bölge dışı ülkelerin karışmaması geniş kabul görmeye başladı. 2- Çözüm olarak halkın önüne sandığın konması gerektiği görüşü güçlendi. Libya sendromunun Suriye'de de yaşanmaması için BM'nin ve Arap Birliği'nin devrede olması lazım.
***
Erdoğan'la dönüş sohbetinde elbette İran'ın nükleer krizi, yansımaları ve olası gelişmelerini de ele aldık. Bu konudaki açıklamalarının satır başları da şöyle:
* Hamaney başından beri "Dinimiz kitle imha silahına asla cevaz vermez. İtikadım gereği bunları söylüyorum" diyor. Hameney saygın bir insan.
* Cumhurbaşkanı Ahmedinecad da "Sadece nükleer enerji üretmek istediklerini" ısrarla tekrarlıyor.
* Herkes İran'la uğraşıyor ama İsrail'i gören yok. İsrail 200-350 arasında nükleer başlığa sahip. O zaman İran'a hayır demek zor. Çünkü nasıl İsrail bölge ülkelerini tehdit olarak görüyorsa, İran da İsrail'i tehdit olarak görüyor.
* ABD Başkanı Obama'ya Mavi Marmara baskınını hatırlattım. Sivillere hedef gözeterek açılan ateşte 9 vatandaşımızın öldüğünü söyledim. "Ölenlerden biri, Furkan aynı zamanda ABD vatandaşıydı ama siz pek önemsemediniz" dedim. Furkan'ın vücudundan 5 mermi çıktı. 4'ü sırtından, biri de alnından.
* İsrail'in İran'ı vurma tehdidi, felaket tellallığından başka bir şey değil. Bunun gündeme gelmesi bile felakete yol açar. Öyle bir adım atılırsa, bölge yerle yeksan olur.
Erdoğan'la sohbet dizisinin son halkasını da aktardım. Ama gezi izlenimlerim, notlarım, gözlemlerim bitmedi. Onları da gündemin elverdiği ölçüde peyderpey sunacağım.
BİZE ULAŞIN