Türkiye'nin en iyi haber sitesi
SALİH TUNA

Putin tehlikenin farkında mı?

Sesli dinlemek için tıklayınız.

"NATO'nun Neresinden dönersek kârdır" derken, NATO'dan çıktığımızda başımıza gelecekleri hesaba katmıyor değiliz.
Mesela, NATO'dan ayrıldığımızda dünya sisteminin patronu ABD'nin Kıbrıs'ı anında NATO'ya alıp, KKTC nedeniyle Türkiye'yi, "NATO topraklarını işgal eden ülke" olarak ilan etmesi kuvvetle muhtemeldir.
Örnekler çok; stratejik bakımdan hayati önemi haiz olduğu için Kıbrıs'ı örnek verdim.
Böylesi bir durumda da NATO'yla karşı karşıya gelmemiz kaçınılmazdır.
O hâlde NATO'da olmak, NATO'nun şerrinden emin olmamıza yarıyor diyebilir miyiz?
Soru şudur: Gerçekten yarıyor mu?

***

Türkiye, Patriot hava savunma sistemi istediğinde ABD vermemiş, hava savunmasız kalmamak için Rusya'dan S-400'leri almıştık.
İşbu S-400'leri alma gerekçemizi Trump bile haklı bulmuştu fakat ABD derin devletinin tavrı değişmedi; F-35 projesinden çıkartıldık.
Yetmedi; F-35 proje ortaklığından dolayı verdiğimiz 1.4 milyar doların üzerine de çöktüler.
Maruz kaldığımız haydutluklar tabii ki bundan ibaret değildi. Askerlerimizin başına çuval geçirmelerinden terör örgütlerini silahlandırmalarına, İHA'mızı düşürmelerinden tatbikatlarda Atatürk ve Erdoğan'ı düşman hedef olarak göstermelerine kadar say say bitmez.
En son olarak da Türkiye'nin sınır ötesindeki teröre karşı operasyonunu ABD Başkanı Biden, "ABD'nin ulusal güvenliğine olağanüstü derecede tehdit oluşturduğu" değerlendirmesinde bulunmuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan da "ABD ile aramızda güvenlik sorunu var" karşılığını vermişti.
Demem o ki, ABD ile NATO'da müttefikiz, ya düşman olsaydık?

***

İsveç'in NATO'ya girmesine onay vermemizin ardından ABD eski dönemlerde olduğu gibi müttefiklik "rüzgârları" estirmeye başladı.
F-35 projesinden dolayı gasp ettiği 1.4 milyar dolarımızı F-16 satışına mahsup ediyor; "rüzgâr" dediğim bu!
Şimdilik, F-16'ların modernizasyonunu sağlayacaklar, 3 yıl sonra da (artık kim öle kim kala) yenilerini verecekler. E tabii 23 milyar dolar daha bayılırsak.
Piyasa kızıştırmak için de F-16'lardan daha üstün kabiliyetli F-35'leri Yunanistan'a veriyorlar.
Bize de şart koşuyorlar: Şayet S-400'lerden vazgeçersek (hele ki jest yapıp Ukrayna'ya hibe edersek) "F-35 ailesine" geri dönecekmişiz. Bir de CAATSA yaptırımlarına son vereceklermiş.
Takdir edersiniz ki dünya düzeninin patronu ABD'nin şartlarına boyun eğmenin sonu yoktur.
Hâlihazırda silahlandırdıkları ve "kara ordumuz" tesmiye ettikleri PKK'nın Suriye kolunu üzmememizi, İsrail mezalimine karşı en fazla Belçika kadar ses çıkarmamızı, Rusya'ya karşı da kendileriyle birlikte çalışmamızı, yani düşmanlık yapmamızı istiyorlar.
Son günlerde de Montrö Boğazlar Sözleşmesi üzerinden sıkıştırıyorlar.
Rusya Devlet Başkanı Putin, 12 Şubat'ta gerçekleştireceği Ankara ziyaretinde adamakıllı elini taşın altına koymalıdır. Daha geç olmadan Türkiye'nin BRICS'e kabul edilmesi dâhil her şey masaya yatırılmalıdır.
Bir de, Türkiye ile Rusya arasında her şeyden evvel "saldırmazlık anlaşması" yapılmalıdır.
Öyle 25 Aralık 1925'te imzalanan Saldırmazlık Paktı'nı şartlar lehlerine döner dönmez 19 Mart 1945'te uzatmayacaklarını bildirdikleri gibi süreli değil, kesintisiz.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA