HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

Nefes.. Sıkıntıdan patladığım film..

"Bir an önce bitsin" diye dua ettiğim filmlerden biri oldu Nefes.. Çıkarken kafamda başlık vardı..
"Kral çıplak.. Nefes berbat!.."
Sonra filmi ne kadar çok insanın beğendiğini ve övdüğünü düşündüm, gece yatarken ve sabah işe gelirken..
"Olur a" dedim.. "Belki de bana öyle gelmiştir.." Beğenenlere saygıyı da ekledim ve "Film berbat" lafından caydım.. Nefes'in beni sıkıntıdan patlattığını söylemeyi yeğledim..
Evet, Sevgili okurlar.. Aynen öyle oldu. Nefes beni sıkıntıdan patlattı. "Son" yazdığı an, benim için en güzel sahne oldu..
Neden?..
Çünkü anlattıkları 10 dakikalık bir kısa belgesele sığar.. Oysa Nefes tam 2 saat 10 dakika.. İki saat 10 dakikada anlatılan bir öykü yok.. Finaldeki birkaç dakikadaki baskın sahnesi dışında aksiyon yok.. Tersine, telefon sahnesi gibi, mektup sahnesi gibi bitmez tükenmez uzatmalar, sakız yapmalar var..
Bir canlı örnek vereyim.
Gitmek için Ünal'la sözleştik. Bir toplantıdaymış. Uzamış. Geç kaldı. Yarım saat olmuştu yanıma oturduğunda, film başlayalı.. "Şunu kaçırdın" deme gereği duymadım kulağına.. Kaçırdığı bir şey yoktu çünkü.. Yarım saat boyu film bir şey anlatmamış, bir adım ilerlememişti ki..
Ne peki Nefes!..
Güneydoğu'da bir dağın tepesi.. Sınır falan değil.. Etrafı çepe çevre Türkiye.. Dağda bir jandarma karakolu var.. Eşkıya da ayni dağa konuşlanmış.. Biliniyor ve bekleniyor ki, eşkıya o karakolu basacak.. Sonunda basıyor da..
Siz eşkıyayı pek görmüyor, bir BBG evini izler gibi, karakolun içini ve etrafını gözlüyorsunuz, o kadar..
Filmin yönetmeni ve ortak senaristi Levent Semerci o dağlarda askerlik yapmış. Biliyormuş..
Pek bilmiyor.. Filmde bariz askeri hatalar var..
Asker güvenliğini yitirmiş hatta konuşmaz.. Film boyu, koca bir sene, eşkıyanın kod adı Doktor olan liderinin de araya girip askeri konuşmalara karıştığını görüyoruz. Yani o telefonun dinlendiğini herkes biliyor, ne frekans değiştiriyor, ne şifreliyor, ne konuşmayı kesiyor, aynen devam ediyorlar.
Eşkıyanın hem de nasıl modern silahlarla etrafta olduğu ve baskına hazırlandığı bilinirken, komutan hattı balaya, yani su kesimi hattına sandalye atmış, askerlerle sohbet ediyor. Tepede bu hat üzerinde oturdunuz mu, arkanıza gökyüzünü alır, kabak gibi hedef olursunuz. Adam sizi uzun menzilli silahla keklik gibi vurur. Sırtını dağa vermelisin ki giydiğin o komando kamuflajlı elbise işe yarasın..
Asıl önemlisi.. Eşkıya, Irak sınırını aşıp Aktütün Karakolu'na ani baskın yapmıyor.. Dört bir yanı Türkiye, askerle ayni dağda yaşıyor ve Allahın günü telefonda komutana "Basacağını" söylüyor.. Şimdi bu ne biçim komutandır ki, bir yıldır beklediği baskın gerçekleşince şaşkına döner, şoka girer, köşede öyle kalır?.. Baskına karşı bir plan olmaz mı?. İlk anın şaşkınlığı geçtikten sonra, bir komutan, o olmadı, yerini alacak bellidir, o, üçüncü, dördüncü komutayı ele almaz mı?. Yaralı almaya gelen helikopterler, yardıma gelmez mi?.
Ben Harbiye'de değil, yedek subay okulunda okudum, bunları biliyorum..
Baskın anından sonuna kadar, karakol bir şaşkınlar ordusu.. Tam bir panik.. Beklenen baskında panik.. Bu nasıl eğitimdir peki?..
Kim ne yaptığını, niye yaptığını bilmiyor.. Hem de savaş bölgesinde böyle askerlik olur mu?. Mümkün mü?.
Genelkurmay Başkanı filmi izlemiş..
"Bu ne" dememiş mi?.
Yani.. Filmin belgesel olarak da kıymet-i harbiyesi yok, bence..
Güzel şeyler yok mu?.. Var tabii.. Bir damla bal için bir çuval keçi boynuzu türünden var..
Mesela.. Kader birliği yaptığı arkadaşlarını öldüren yaralı eşkıya, son birkaç kişiyi daha temizlemek için tüfeğine sürünürken tepesinde biten ve tabancasını beynine doğrultan askerin, o öfke içinde dahi tetiği çekmeden silahını indirmesi..
Yıllardır süren bu savaşın bitmesi için, bazı şeyleri sindirmemiz, kabullenip hoş görmemiz gerektiğini söylüyorum..
"Şehit ailelerinin tepkilerini anlayacağız. Barışı kutlarken abartanları da anlayacağız" diyorum ya. Bu sahne onu anlatıyor işte..
Bu savaş, güçlü olanlar, anlayışlı ve hoş görülü, anlayışlı ve sabırlı, anlayışlı ve kararlı olabilirlerse bitebilecek..
Tetiği çekmeden tabancasını indiren askerin anlayışı yani..
Birileri sonuna dek anlayışlı olmak zorunda.. Herkese ve her tarafa..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.