HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

Jose.. Öyle bir yaşam ki..

6 yaşındaydı Küçük Jose, Operanın en ünlü, en neşeli aryalarından "La Donna e mobile"yi bir tesadüf dinlediğinde..
Bir dinlendiğinde kapılan bir şarkıydı, Rigoletto'da, Kont'un aryası. Verdi bu yüzden gala gecesine kadar notaları Opera Müdürlüğüne teslim etmemişti. "Anında kente yayılır, sahneden önce sokaklarda söylenir. Havası kaçar. Merak etmeyin, bir prova yeter" demişti. Yetti de.. Öğleden sonra prova.. Akşam galada söylendi "Kadın dönektir/ Rüzgarda tüy gibi/ Düşünceleri hep değişir" şarkısı..
Verdi'nin dediği gerçekleşti. Ertesi gün Venedik gençleri San Marco meydanında melodiyi ıslıklayarak dolaşıyorlardı.
Jose de kolay öğrenmişti işte.. Söylemeye başladı. 6 yaşında çocuğun aryayı çok güzel söylemesi dikkati çekti.. Yakınlar, aile derken, Jose 11 yaşında kendisini Opera sahnesinde buldu. 20'sine yaklaşırken ünü İspanya hudutlarını aşmaya başladı.. Vatandaşı Placido Domingo ile çağdaştı. Çok iyi dost oldular. Ne var ki, Placido İspanyol, Jose Katalan'dı.. Biri Real Madridli, öteki Barça..
Katalonya ayrımcı hareketi başlayınca, önce İspanyollarla Katalanların, giderek Jose ile Placido'nun araları açıldı. Konuşmaz oldular..
Ardından kötü haber geldi. Jose Carreras kan kanserine yakalanmıştı. İyileşme ihtimali sıfıra yakındı. Üstelik tedavi de o zaman müthiş pahalıydı. Jose'nin karşılamasına imkân yoktu. Hele de çalışamaz haldeyken..
Placido, yardıma karar verdi.
Ama gururlu Katalan'ın eski dostunun yardımını kabul etmeyeceğini biliyordu. "Lösemi Vakfı"nı kurdu, adını gizli tutarak. Tedaviyi güya vakıf yüklendi, asıl ödemeyi yapan Placido'ydu. Jose, bir yandan tedavi, öte yandan müthiş iradesiyle, o yıllarda "İdam Fermanı" demek olan kan kanserini yendi..
Gerçekleri de öğrendi tabii.. İki eski dost kenetlendiler.
Aralarına, gene gizlice tedaviye destek olan Pavarotti'yi de aldılar ve 1990 Roma'da Dünya Kupası'nda, tarihe geçen konseri verdiler. Ordaydım.. 1994'te, Los Angeles'te gene Dünya Kupasında söylediler.
Ordaydım..
Jose, 1992 Barcelona Oyunları'nı "Amigos para Siempre" ile açarken, ordaydım. Oyunları Sara Brightman'la el ele "Time to Say Good bye" diye kaparken, tribünlerde ağlayanlar arasındaydım..
Ne talihliyim değil mi?.
İşte bu Jose, Bodrum'a gelirken, Türk medyasında doğru dürüst tek haber, keyif ve merakla okunacak tek yazı, tek röportaj çıkmadı..
Oysa, Turgut Reis Marinası'ndaki dev sahnenin önünde o gece en az altı bin kişi vardık. Ülkenin, hatta dünyanın dört bir yanından gelmiş altı bin kişi.
Gelmeyen sadece, Türk Bükü'nde 50 liralık lahmacunu tartışmakla meşgul Türk basınıydı. Şaka etmiyorum.. Google girin.. "50 liralık lahmacun" yazın. Karşınıza 3 milyon 260 bin sonuç çıkacaktır. " Medyada" diye sınırlarsanız "172 bin"e düşer..
Yaz programımı senelerdir, Doğuş, Turgut Reis Marina Festivali'ne göre yapıyorum..
Bu defa Jose için uçtum Bodrum'a..
Dünyanın yaşayan en büyük tenorlarından biri ülkeme gelmiş. Kaçırmamak için. Ölüme meydan okuyup zafer kazanan adamı bir daha görmek, bir daha dinlemek için.. Bir sevgi, bir dostluk, bir arkadaşlık anıtına bir selam daha sarkıtmak için..
Konseri de anlatacağım..
Koca Jose'yi izin verin iki gün yazayım..
10 gün yazsam yetmez ya..
Yarın!..

BİZE ULAŞIN