HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

Mutluluğun adı ve tadı.. Aile!..

Hayatımın en güzel, en tatlı, en unutulmaz, "En mutlu" üç gününü geçirdim Ankara'da..
Mutluluğun "Aile" olduğunu bir kez daha yazdım, beynime..
En mutlu saatlerin, mutlu bir aile içinde yaşamak olduğunu gördüm..
Ne mutlu bize "Aile olma"yı öğreten Fuat ve Suat Uluç'un çocuklarıyız.. Onların yarattığı gelenek üçüncü, hatta dördüncü kuşakta sürüyor..
Ankara'da Yeğenim, Serpil'in oğlu Ömer'in (Memerik) evinde kaldım.. Ben genelde otelciyim.. Bağımlı kalmamak, kimseyi de bağlamamak için, evlerde kalmayı seçmem.. Ömer istisnadır.
Bir defa elimizde büyüdü Ankara'da..
İkincisi.. Tüm ailenin iki göz bebeği, dördüncü kuşağın iki yıldızından ilki Leyla (Leylüş) o evde.. Ve de harika gelin, Başak!.
Size bir şey diyeyim mi, Sevgili dostlarım?.
Mutluluk bulaşıcıdır. En güzel tatil, en lüks, en kusursuz otelde değil, "Mutlu bir aile" içinde yapılandır.
Ömer "PTT" diyor.. Pijama.. Terlik.. Televizyon..
Televizyon dediysem, bildiğiniz değil. Bir sinema odası yapmış harika divana uzanıyorsunuz.. Karşıda koca bir duvar boyu ekranda.. Ekranda daha Türkiye'ye bile gelmemiş filmler.. Nasıl organize ediyorsa, internet üzerinden.. Başak da kovayla mısır patlatınca, oluyor, PTT işte..
Ömer'lere indik, doğru.. O gece program Öndülerdeymiş. Önder yani.. Kemal'in oğlu.. Orda da, en küçük Uluç var.. Ayşegül.. Koştuk tabii.. Öndü'nün eşi Miray bir sürpriz hazırlamış bana..
Kapıdan girdim ki, bir kalabalık. Yüzlerinde bir maske var. Maskedeki suratı bir yerlerden hatırlıyorum.. Maskelerin ardından "İyi ki doğdun" sesleri gelirken tanıdım, bana bakanların hepsi ben.. 18 yaşındaki ben.. Maskeler indi, ailem.. Büyük ailem.. Bizim kuşaktan gelenler, sonradan eklenenler.. Hepsi orada.. Salonda bir avize.. Avizeden ipler sarkıyor.. Her ipin ucunda, Van'daki bebek resmim.. Üzerimde tulum.. Göbek kocaman.. Biri beni satmış, bu resimleri Miray'a vermiş. Daha neler neler vermiş..
Miray "Hıncal 18" ana fikri ile düzenlemiş geceyi.. Doğumdan 18 yaşıma dek bir yığın fotoğraf, tepesinde "18" yazan dev pastanın üzerinde..
Olmaz böyle şey.. Ama bu Miray için "Yok" yok!.
Vay be!.
Cumartesi akşam üzeri, Ankara'ya sebeb-i ziyaretimiz..
Kızımız Zeynep'i istemeye geliyorlar, Kemallere.. İkinci kuşakta tek kız Serpil'di. Gitti. Üçüncü kuşakta tek kız Zeynep!. Damat adayı Tolga'nın annesi dünya tatlısı Filiz Hanım isteyecek, biz de "Kız evi, naz evi" diye biraz nazlanacağız. Sonra 1 numaralı Uluç Öcal ağbim "Peki" diyecek diye beklerken, Filiz Hanım harika bir konuşma yapar ve o bitirir bitirmez Kemal "Verdim" demez mi?.
Hadi ordan çıktık, iki aile birden, Gazi Osman Paşa'da, nurlar içinde yatsın, efsane Ankara Koleji basket takımı kaptanı Savaş Küce'nin oğlu Kaan'ın dükkânı Makkaron var, oraya gittik. Zeynep'le Tolga'nın en yakın arkadaşları da orda.. Salonu bize kapatmış, Öndü ile Kaan.. Yüzükler takılacak..
O işi de Öcal Ağbim yapacak tabii..
Takarken "Mutlu ve devamlı bir evlilik üç şey üzerine kurulur. Temel, 'GÜVEN'. Bu temelin üzerindeki kolonlar 'SAYGI', en tepedeki çatı 'SEVGİ'dir. Herkes bu sıranın tersine olduğunu düşünür.. Sakın o hataya düşmeyin gençler" dedi.. "Temele güveni koyamazsanız, ilk sarsıntıda o bina çöker.."
Özet mi?. "Eşinizin telefonunu karıştırmayı düşünüyorsanız, yani karıştırıyor da değil, karıştırmayı aklınıza getiriyorsanız, o iş bitti demektir. Magazin gündemindeki en güncel konu bu değil mi" diye düşündüm ben de..
Pazartesi sabahı, minik Leylüş'ü evin önünden servisine bırakıp, Kolej'ine yolladık. Babaannesi ve babasının okulu TED.. Arabaya binerken bize döndü, iki elini birleştirip bir "Kalp" işareti yaptı, kerata bize..
Yani bu değilse "Mutluluk" nedir, hele bir tarif edin..
Sonra Başak elleriyle yumurtamızı pişirdi. Kahvemizi hazırladı. Memerik, Başak, ben kahvaltımızı yaptık.. Sonra Serpil'le Fethi geldiler, evleri yakın, uğurlamaya..
Sarılıştık.. Bastık, gaza.. Ver elini İstanbul..
Nasıl mutluydum dönerken..
Öyle dolmuş ki içime.. Yol boyu taştı.. Bu satırları yazarken hâlâ taşıyor..
Ne mutlu bana, böyle bir ailem var!.
Her yeni eklenenle daha da mutlu olan ailem!.
BİZE ULAŞIN