HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

Sahipsiz ve talihsiz sanatçılarımız!.

Salı akşam üzeri Ekav'a gittim.. Elindeki tüm imkânlarla, Ekav Galeri ve inernet üzerinden yayın yapan Arttv'yi yaşatmaya çalışan sevgili dostum, Ankara yıllarından arkadaşım İnci Aksoy yeni bir sergi açıyor da, Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla..
Ritz Otel'in en altındaki galeriye, oranın sahibi gene sevgili dostum, üstelik de hemşerim Mustafa Süzer de orda..
Serginin adı "5 Harf".
Nedir o 5 harf?.
K-A-D-I-N!..
Serginin hazırlayıcıları Döne Otyam ve Yasemin Bay diyorlar ki..
"Tarih boyunca kadına pek çok sıfat yüklendi. İnsanın başına gelen tüm bela ve felaketlerin sebebi kadındı. Kadın iffetliydi. Kadın anlayışlı, nazik, sevecendi.
Ya da güçlü. Kadın bir çiçek gibiydi; korunması, kollanması, üzerine titrenmesi gereken. Kimileri onu 'erkek gibi' olduğu için alkışladı. Bazen de 'femme fatal'di (Felakete sebep olan dişi) kadın. Ya da bir tanrıça...
Oysa 'kadın', tüm bu sıfatların dışında, ya da tam tersi tüm bu sıfatları içinde barındıran 'beş harf'li bir kelime değil mi? Bir kimliğe sığdırmaya çalışmadan bakılamaz mı? Bir kadında, bin kadının hikayesi anlatılabilir mi? 'Beş Harf' adlı bu sergi, yapıtlar üzerinden kadınlara atfedilen tüm kimlikleri sorguluyor; onun hikayesini sanatın sesiyle anlatıyor." 20'den fazla, her cinsten, her yaştan sanatçının eserlerinden derlenmiş bir sergi. Ünlüler, olgunlar da var, gençler ve yeniler de..
Tanıdık isimler var.. Ahmet Müderrisoğlu, Ardan Özmenoğlu, İlhan Berk, Kezban Arca Batıbek'i Mehmet Güleryüz gibi..
Keyifli, hoş bir derleme.. Çok da anlamlı tabii..
Oraya gidecek durumda değilseniz, artv'yi tıklayın, hemen gezin..
www.arttv.com.tr
***
Sergiyi dolaştıktan sonra, tam girişi gören bir yere oturdum.. Bir saat girenlere baktım.. Bir tek gazeteci yoktu..
Acı acı düşündüm.. Son on günde nerelere gitmiştim..
Bir Türk Klasik Sanat Müziği Konseri.. Tek gazeteciydim.
Bir Popüler Türk Sanat Müziği Konseri.. Tek gazeteciydim.
Bir Klasik Müzik Konseri.. Tek gazeteciydim.
İki Tiyatro Galası.. Tek gazeteciydim.
İki Resim Sergisi.. Tek gazeteciydim..
Yahu gazeteciliği, mesleği geçtik.. İnsanın herhangi bir sanata merakı, ilgisi olmaz mı?.
Hobisi olmaz mı yahu?.
Bizi Ankara'da ustalarımız sanata "gömerek" yetiştirdiler.. "Sevmem, hoşlanmam, anlamam" dememize aldırış bile etmediler.. "Gidecek, öğrenecek, yazacaksın" dediler..
Gittik.. Öğrendik. Yazdık..
Gide gide.. Yaza yaza da sevdik..
Yazmasak da gider olduk.
Sanat yaşamımızın parçası oldu. Sanat yaşamımızı doldurdu. Sanat mutlu anlar yaşatır oldu bize..
Hayatımızın tadı, lezzeti oldu. Bize çevre kazandırdı.
Vazgeçilmez dostlar, dostluklar kazandırdı.
Sosyal medya sahteciliği değil.. Yüz yüze..
Sarmaş dolaş dostluklar..
Yukarda Allah var.. Gittiğim sanat olaylarında zaman zaman karşılaştığım bir gazeteci daha var..
Güneri.. Güneri Civaoğlu.. Benden iki yıl sonra o da Rüzgârlı Sokak'ta yalamaya başladı mürekkebi..
Şimdi İstanbul'da yığınla gazete var.
Sayfaları 30-40'ı buluyor.. Ama Kültür/ Sanat diye düzenli bir sayfa yok.
Her sayfalarında da nerdeyse bir, bazen iki köşe yazarı.. Her gün, onlarca kere onlarca köşe yayınlanıyor.. Hepsi ayni şeyi yazıyor..
Yahu haftada, 15'te, ayda bir de sanat yazın, kültür yazın ne olur yahu?.
Ama masaya otur poponun üstünde yaz, kolay!.
Kim kalkıp bu İstanbul trafiğinde akşam akşam yollara düşecek de sanat yazısı yazacak?.
Peki sanatçıya kim sahip çıkacak bu ülkede?.
İş sadece maddi değil.. İş sadece eser üretip satmak değil.. Sanatçının en büyük ödülü, takdirdir, alkıştır.. Beğenilmektir yahu.. Beğenildiğini bilmektir..
Kim yapacak bunu, söyleyin bakalım?.
Tüm köşe yazarları?. Size soruyorum..
Kimin görevi bu?.
BİZE ULAŞIN