HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

Coronavirüs “Ölüm” demek değildir!.

"108 bin kişi iyileşti!."
Dün benim köşenin yanındaki "Dünya Raporu" sayfasına bu manşeti atan editör arkadaşım Selçuk Eren'i yürekten kutlarım..
Durmadan ölüm haberleri vererek, durmadan, telaş, korku hatta dehşet yorumları yaparak, "Coronavirüs" ile "Ölüm"ü nerdeyse eş anlamlı yaptık.
Değil dostlar değil..
İşte tüm dünyanın rakamları..
415 bin vaka.. 108 bin iyileşme.
18 bin ölüm. Gerisi tedavide..
Virüsün çıktığı Çin'de nerdeyse sonuç alındı.
Yeni vaka yok. Virüsün çıktığı en çok ölümlere sebep olduğu Vuhan'da karantina 8 Nisan'da kalkacak. Hubey eyaletinde ise kaldırıldı.
Demek önümüz kapalı değil. Demek bitiyor.
Çin'den beter yayılım gösteren İtalya'dan en yoğun geçen mart ortasının rakamları..
Hayatını kaybeden ilk bin 16 kişinin..
Yaş ortalaması: 79.4
En genci: 39
En yaşlısı: 100
0-38 yaş arası hayatını kaybeden:
0 (Sıfır)
30-39 yaş arası hayatını kaybeden;
Erkek: 1 kişi.
Kadın: 1 kişi.
40-49 yaş arası hayatını kaybeden;
Erkek: 2 kişi.
Kadın: 2 kişi.
Hastalığa yakalanıp hayatını kaybedenlerin oranı:
0-38 yaş arası yüzde
0 39-40 yaş arası binde 1
40-49 yaş arası binde 1
50-59 yaş arası binde 6
60-69 yaş arası binde 27
70-79 yaş arası binde 96
80-89 yaş arası binde 166
90 yaş ve üzeri binde 190..
Hayatını kaybedenlerin..
Yüzde 26,1'nin (Bir) ağır hastalığı var.
Yüzde 25,7'sinin (İki) ağır hastalığı var.
Yüzde 47,0'sinin (Üç) veya daha fazla ağır hastalığı var.
Ölenlerden sadece 3 kişinin başka hiçbir hastalığı yok.
Hayatını kaybeden en genç iki kişinin yaşları 39.
(Kaynak: Istituto Superiore di Sanità resmi internet sitesi)

*

Yani.. Coronavirüs bağışıklık sistemimizin tek başına bile yenebileceği bir hastalık. Öyle ki, coronavirüse yakalanıp, farkında dahi olmayan, ya da "Nezleyim" deyip geçirenler var. Bunlar genelde gençler ve başka hastalıkları olmadığı için bağışıklık sistemleri en iyi çalışanlar.
Ki tedavide kullanılan ve faydalı olan ilaçlar var. Hastalığı yenen Çin'de keşfedilen, kullanılan ve başarılı sonuç veren ilaçlar bize de geldi ve kullanılmaya başladı.
Yani artık telaşa da, ortalığı telaşa vermeye de gerek yok.
Başından beri bir tıp gerçeğini yazdım. Bin defa yazdım.
Korku, panik, telaş, bağışıklık sistemimizi hatta çökertebilir.
Kendine ve devletine güvenen, söylenenleri yapan ve sakin kalanlar, kendilerini iyi hissedenlerde ise..
"Bağışıklık sistemi, coronavirüsü tek başına yenecek kadar güçlenir.."
Ne telaşlanın, ne etrafınızı telaşa verin.

***


Peki, ben ne yapıyorum?.

Yaşım 81. Diyabet ve yüksek tansiyonum var. Kalbimde 2 stent takılı. Yani, "En Yüksek Risk Gurubu" içindeyim.
Buna rağmen moralim bomba gibi.. Neşem de, keyfim de yerinde.. Kendimi çok iyi hissediyorum.
Hemen her gün aradığım ailem ve en yakın dostlarım dışında, şimdi bol vaktim olduğu için yıllardır konuşamadıklarımı da cebimden arıyorum.
Gülüşüyoruz. Genelde güldüren de ben oluyorum..
Sevdiklerimi aramak ve onlara anlık da olsa keyif vermek, kendimi daha iyi hissetmeme sebep oluyor.
Dünyaca ünlü iki uzman, Klinik Psikiyatri Profesörü Friedman ve bizim Doktor Mehmet Öz'ün ilk tavsiyesini hatırlayın..
"İyilik yap. Kendini iyi hissedersin. Kendini iyi hissetmek de bağışıklık sistemini güçlendirir." Gazetelerde hala birbirlerine söven, suçlayan siyasilerin haberleri var. Okumuyorum bile..
Bu, bir ve beraber olmamız, herkese güç vermemiz gereken günlerde, hala eski tellerden çalıp, "Karşı taraf"a, hatta yerini getirip Atatürk'e bile sövmeye devam edenler var. Bir göz atıp anlıyor, popomla gülüyor ve okumuyorum.
Televizyon haberlerini genelde BBC, CNN İnternational ve France24'ten izliyorum.
Bizimkileri tıkladığımda yan yana dizilmiş kişiler gördüğümde hemen kanal değiştiriyorum.
Çünkü hepsi başka şey söylüyor. En sağlam kafa bile karışsın diye program yapıyorlar sanki. Kendinizi kötü hissetmek istiyorsanız, bunlara takılın.
Okurken devamlı açık olan sevdiğim müzik kanalları. Okumaya ara verince, film gösteren kanalları tarıyorum. Ya da belgesel buluyorum..
En çok izlediğim TRT2!. Harika filmler gösteriyor.
Harika da belgeseller..
Çarşamba gündüz bir Beethoven belgeseli izledim. Bayıldım. Tekrarları var. Kaçırmayın, derim. Gece de "Aile Babası/ The Patriarch" diye bir Yeni Zelanda filmi ki, olmaz böyle şey.
Dünyanın öbür ucunda neler oluyormuş..
Filmler, ya da belgeseller beni biraz efkarlandırdı mı, ya da gece uyumak için yatağıma uzandığımda, ilacım "Friends" dizisi.. 1900'lü yılların sonlarından kalma bu diziyi DigiTürk yeniden yayınlıyor. Her bölüm yarım saat.. Ve her bölüm kendi içinde de bir şeyler anlatıyor ve insanı neşelendiriyor. Güldürüyor.
İşte hepsi bu..

***


Yağdır Mevlam Su!..

Başlığım "Yakından Kumanda/ Yüksel Aytuğ" köşesinden transfer.
Hafta sonunda şöyle yazmıştı, sevgili dost..
"Uzmanlara göre coronavirüs önlemleri için harcanan ekstra miktarlar nedeniyle ortalama su tüketimimiz yüzde 25 oranında artmış.
Malum, kurak bir kış geçirdik. Barajlarımız yaz için şimdiden tehlike sinyalleri veriyor. Buna bir de salgın için harcadığımız fazladan su eklenince durum iyice vahim hale geldi. Hep birlikte yağmur duasına çıkacağımız günler yakın gibime geliyor."
İki şey hatırlattı bana, Yüksel..
Biri, o ünlü şarkı..
Yeni çıktığı yıllar. Hepimizin dilinde.. Roma Olimpiyat Stadı'nda o muhteşem televizyoncu Kenan Onuk'la (Işıklar içinde yatıyor) Dünya Atletizm Şampiyonası sabah seansını TRT'de anlatmışız. Basın Merkezi'ne geçeceğiz. Hava cehennem sıcağı. Stadın kapısından kan ter çıktık.
Yolun tam karşısı, merkez. Dilimize takılmış, birlikte mırıldanıyoruz.
"Yağdır mevlam su!.."
..Ve birden gök delindi. Aynen delindi. Güneş yok oldu. Bir yağmur.. 30 metre ötedeki merkeze gidene kadar, ıslanmadık yerimiz kalmadı. Nasıl derler.. "Donumuza kadar" ama sözlük anlamı ile donumuza kadar.
Diner dinmez otele gidip çamaşır değiştirdik.
İkincisi..
İstanbul'da o korkunç su kıtlığı günleri..
Çeşmeler akmıyor. Tankerler mahalle mahalle dolaşıp su satıyorlar. Belediye Başkanı Nurettin Sözen, bulutları gümüş bilmem ne ile bombalatıyor, yağmur yağdırsınlar diye.. Tık yok.
Bursa'dan tanker gemilerle İstanbul'un suyu taşınıyor iyi mi?.
Değirmen dönmez suyla, İstanbul dönecek.
O ara seçimler yapıldı. Sözen kaybetti. Kırk tane aday olunca oylar bölündü. Yüzde 24 gibi bir oyla hiç tanımadığımız bir genç adam Başkan oldu.
"Öyle bulut bombalamakla, rıhtıma tanker yanaştırmakla bu iş olmaz. Bir Yağmur Duası'na çıkarız. Mevlam yollar" dedi, genç adam..
..Ve inanmazsınız.. Ne yağmurlar yağdı. Hatta Sabah'ın o zamanki tesislerini, İki Telli'de sular, seller bastı da, hemen karşıda ama daha yukarda kalan Hürriyet'e gidip yemek yedik. Sabah da, Hürriyet tesislerinde basıldı, günlerce..
O günden bu yana, İstanbul bir daha su kıtlığı çekmedi.
O zaman İstanbul'un başkanı o genç adam, bugün Türkiye'nin Başkanı.
Recep Tayyip Erdoğan!.

***


3 bin liralık Seda!.

Elinde bir ilaç kutusu, gözlerimin içine bakarak konuşuyor.
"Bir arkadaşım tavsiye etti. Ben kullanıyorum bu ilacı. İnandığım bu ürünün de tanıtımını yapıyorum.."
Ekrandaki kişi Seda Sayan!.
Hani Hale Soygazi gibi çok saygın bir sanatçıya, sırf reyting için aşağılık iftiralar atan ve bunu haftalarca sürdüren, Hale dava açınca da mahkum olan Seda..
Hani kiracısı ve Şamdan'ın işletmecisi Mehmet Tuna, kalp krizi geçirip hastanede yatarken, mekanın kapısına kamyon dayayıp, bardak, çatala dek her şeyi alıp götüren ve Mehmet'in ölümüne sebep olan Seda..
Sonra polis ve savcılık ortaya çıkarıyor ki, Seda, bu kuyruklu yalanları söylemek için, sosyal medya üzerinden reklam yaptıran bir şirketten 3 bin lira almış.
Kuyruklu yalan çünkü, o ilaç yok. Dünyada öyle bir ilaç yok.
Üretimine bile geçilmemiş.
Markanın sahibi ekranda "Bakanlığa ruhsat için başvurduk. Alınca üretime başlayacağız" diyor..
Seda'nın arkadaşı kullanmış da.. Ona tavsiye etmiş de. O da kullanmış ve inanmış da, şimdi takipçilerine duyuruyormuş..
Hem de nasıl kuyruklu yalanı 3 bin liraya söylüyor, iyi mi?
Türk toplumu, Hale ve Mehmet olaylarında yeterince tanımamışsa bile, artık 3 bin lira için halk sağlığını tehlikeye atmaktan bile çekinmeyecek bir Seda ile karşı karşıya olduğunu artık anlamıştır, her halde..

***


Muhterem Nur!.

Güzellik Yarışmaları günlerinde nöbetçi jüri üyesiydik, 150 bin satan Erkekçe'nin Genel Yayın Müdürü olarak ben.. Dünyaca ünlü estetik cerrahı olarak da Prof. Dr. Onur Erol..
Sıkı dost olduk, doktorla.. Bir gün en büyük şikayetini yaptı..
"Eline Muhterem Nur'un resmini alan geliyor. 'Burnumu aynen böyle yap' diyor..
Anlatamıyorum ki, burun yüzün bir parçasıdır.
Her yüze ayni burun, ayni güzellikte uymaz.." Dr. Erol inanmadığını yapmazdı da.
Mesleğine öyle saygılıydı.
O Muhterem Nur işte, ülkemizin yüz ve burun ilahesi, hemen tüm gençlerin sevgilisiydi.
Ben "Üç Arkadaş" filmini unutamam.. Üç arkadaş, Fikret Hakan, Salih Tozan ve Semih Sezerli idi. Muhterem de Fikret'in sevgilisi.
Yeşilçam'ın yüzünü ağartan, kredisini yükselten filmlerden birini çekmişti Memduh Ün..
Girin google'a.. Üç Arkadaş yazın, tamamını izleyin.
Sevgili Muhterem, yukarda "Üç Arkadaş"ınla buluştun sonunda.

***


TEBESSÜM
Şu coronavirüs ne mikropmuş dostlar!. Sayesinde, hapistekileri salıveriyor, bizi hapsediyorlar!.

SEVDİĞİM LAFLAR
İnsanlık hakkında öğrendiğim tek şey, son derece nankör olabilmeleriydi. Douglas Adams

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.