HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

Bu yazıyı mutlak okuyun!.

Başlığa bakıp "Emriniz olur" diye dalga geçiyorsanız, hata ediyorsunuz.
Bu başlığı kendim için attıysam namerdim.
Okuyup bitirdikten sonra, kafanızı boğarcasına meşgul eden pandemik dönem endişelerinizin azaldığını görecek, kendinizi daha iyi hissedeceksiniz.
Hele böylesi günlerde, müthiş bir şey değil mi?.
Peki sonuçtan niye eminim?.
1. Ben yazmadım. New York Times'ta okudum. Bitirince kendimi daha iyi hissettim.
2. Çevirip size sunmaya karar verdim.
Çevirirken daha da iyi hissettim.
Yani, yazıyı, tıpkı korona aşısı gibi kendimde iki defa denedim. İkisinde de işe yaradı.
O zaman işte Amerika'nın en ünlü Psikoloji Profesörü ve "Neuroscience/ Sinirbilim" uzmanı Lisa Feldman Barrett'in "Seven and a Half Lessons About the Brain / Beyin Üzerine 7.5 Ders" adlı son kitabından, New York Times için derlediği "Beyniniz düşünmek için değildir" başlıklı yazı..
Okuyun ve kendinizi iyi hissetmeye başlayın, efendim.

*

500 milyon yıl önce minnacık bir yaratık, dünya tarihinin yönünü değiştirdi. İlk yırtıcı oldu. Her nasılsa civarında bir başka canlı olduğunu hissetti, ona doğru hareket etti. Yakaladı ve yedi. Böylece Evrim denen süreçte "Avcılık" başladı Yüz milyonlarca yıl boyunca, canlılar, yani hem avcılar, hem de avlar, avlamak, ya da avlanmamak için geliştiler.
Yakalamak, ya da korunmak için silahlar geliştirdiler.
Bunun sonucu, bazı yaratıkların vücutlarında bir kumanda merkezi oluştu.
Beyin!.
En gelişmiş beyin insanlardaydı.
Şimdi size beynimizi anlatacağım.
Beynin en önemli görevi sanıldığı gibi düşünmek değildir.
Beynin esas görevi, sizi canlı tutan, iyi ve sağlıklı yaşamanızı sağlayan sistemi yönetmektir.
Her ne kadar son araştırmalar, beynin çeşitli düşünce ve duygular ürettiğini gösterse de, bu organın çalışmasının çoğu, vücudun yaşamsal ihtiyaçlarını düzenleme üzerinedir.
Beynin bu tür çalışmasının çoğu zaman farkına bile varmazsınız.
Mesela, her sabah uyandığınızda, vücudunuzun, sıcak yatağın dışına sürüklenmek için enerjiye ihtiyacı vardır.
Beyin, siz uyanır uyanmaz, damarlarınıza hemen cortisol adlı hormonu pompalar.
Bu hormon, kanınızda bulunan glikoz adlı şekerin yanmasını ve vücudun hızla enerji üretmesini sağlar.
Beyin vücudun ihtiyaçlarını bir bütçe uzmanı gibi hesaplar.. Bir hesap uzmanı gibi, sahip olduklarınızı ve harcamalarınızı dengeler. Vücudun neyi, ne zaman, ne kadar kullanacağına karar ve emir verir.
Her eylem, vücuttaki mevcut kaynakları harcar. Ayağa kalkmak, yürümek, koşmak, öğrenmek için hep vücut hesabından çekilenler kullanılır. Kaynaklarınızı besleyen eylemler de vardır tabii. Yemek gibi, uyumak gibi.. Bunlar da vücut hesabına yatırılanlardır. Beyin, işte asıl bu, yatırılan ve çekilenleri yönetmek ve dengelemek işini yapar.
Beyin bütçesini yönetmenin bilimsel adı Allostatis'tir. "Vücut ihtiyaçlarını, o ihtiyaç daha doğmadan otomatik olarak tahmin ederek hazırlık yapmak" anlamına gelir.
Mesela, diyelim susadınız ve bir bardak su içtiniz. Bu suyun kan dolaşımınıza ulaşması yarım saat sürer. Ama siz bardağı ağzınızdan çektikten birkaç saniye sonra, susuzluğunuzun geçtiğini hissedersiniz. Peki bu hızı sağlayan nedir?. Beyniniz!. Beyin geçmiş deneyimlerinden, vücudunuzdaki su deposuna ilave gelen o bir bardak su sayesinde az sonra metabolizmadaki su eksikliğinin tamamlanacağını bilir ve içtiğiniz suyun damarlarıza ulaşmasını beklemeden, susuzluk hissinizi yok eder.
Yaşadığınız her mutluluk ya da öfke, ya da dehşet hissi, gördüğünüz her şefkat, ya da duyduğunuz hakaret, atılan taş doğrudan beyninizin bütçe hesaplarına gider. Beyin hemen oluşan vücut ihtiyaçlarının giderilmesi için talimat çıkarır.
Şuna dikkat edin..
Çoğu zaman, fiziksel ve ruhsal sıkıntılarımızı karıştırırız.
Mesela.. Yediğimiz kötü bir şeyden sonra fena halde ağrımaya başlayan karnımız bizi bir mide uzmanı doktora gönderir.
Ama ayni hissi ruhsal bir olaydan sonra da duyabiliriz. Mesela, çok sevdiğimiz birinden ayrıldıysak, eşimizden boşandıysak, gene kendimizi, midemizi iyi hissetmeyiz.
Bu defa ruh doktorundan randevu alırız. Birinde sorun fiziksel, öbüründe ruhsaldır, çünkü.
Oysa beynin bütçe yönetiminde sıkıntının fiziksel, ya da ruhsal olması fark etmez.
Endişe karın ağrısına sebep olmaz. Ama beyin insanda fiziksel rahatsızlık hali yaratır.
Sadece ruhsal sebeple oluşan "İyi hissetmeme" hali de yoktur. Çünkü her türlü ruhsal sıkıntının kökeninde mutlak vücut bütçesindeki fiziksel bir eksik vardır.
Alınan derin bir nefes, ya da uzanıp bir uyku çekmenin, psikolojik dediğimiz sorunlarda mucizeler yaratması bundandır.
Çok sıkıntılı günler yaşıyoruz. Vücut bütçemizden büyük açıklar veriyoruz.
Pandemi yüzünden büyük endişeler duyuyorsunuz. Tamam.. Savaşa devam için motivasyonunuzu bile kaybetmişsiniz.
Tamam.. Ama şimdi duruma bir de "Vücut bütçesi" açısından bakın bakalım.
Sıkıntınızın sebebinin bir bakıma fiziksel olduğunu düşünürseniz, yükünüz hafiflemez mi?.
Kafanıza çok tatsız, mesela "Bu çılgınlığa artık tahammül edemeyeceğim" gibi bir ruhsal düşünce geldiğinde "Dün gece iyi uyudum mu?. Acaba vücudumun suya mı ihtiyacı var?. Biraz yürüsem mi?. Bir arkadaşımı arayıp konuşsam mı?.
Vücut bütçemden bir iki şey harcasam mı.." benzeri basit fiziksel bir çözüme geçin hemen.
Bir oyun önermiyorum.. "Yeni yarattığınız fiziksel eyleme bağlı heyecanınızın size kılavuz olması çözüm sağlar" diyorum..
"Parmaklarınızı şaklatın. Tak.. Bitti" demiyorum. "Bakış açınızı değiştirin, depresyonunuz biter" gibi bir iddiam da yok.
Teklifim, "Beyniniz şu anda neyle meşgul, onu anlarsanız, bulacağınız basit bir çözümle kendinize bir rahatlık sağlarsınız"dan ibaret.
Beyniniz düşünmek için değildir.
Düşüncelerden hayallere her şeyde yapılan bu cambazlığın basit çözümler getirmesi, vücut bütçesinin kullanımı sayesindedir.
Bu açıdan bakın, yaşadığımız günlere akıllıca adapte olun. O zaman kendinize, bu zor günlere çok güçlü direnmenizi sağlayacak bir kaynak bulacaksınız..

*

Eskiler "Düşün, düşün boktur işin" demişler yüz yıllardır. Amerikalı uzmanın yazısı biraz da bu lafın bilimsel açılımı gibi geldi bana..
Ne dersiniz?. İyisi mi, demeyin. Benim gibi deneyin..
Hemen.. Şimdi..

***


Bir ağaçtan on ders!..

İnternet fenomeniymiş, ne demekse artık.. Ama sosyal medyada tanınan delikanlıyı, yazılı medya daha da ünlü yapmak için çırpınıyor.. Adam hem de bizim evin az ilerisinde, Tepecik Yolu'nda bir ağaca çarpmış.. Bu devirde adam öldür mesele yok.. Ama bir kadına, bir hayvana en ufacık zarar verirsen, sosyal medya jürisi seni savunma, söz hakkı tanımadan linç ediyor ya!.. Sonunda sıra ağaca da geldi.
Her yıl orman yangınlarında milyonla ağacı, içinde yaşayan yaban hayvanları ile kül olan ülkemizde, bir ağaca çarptığı için, Fenomen'e yazılı medyada da saldırmayan kalmadı. Çünkü sosyal medyaya bakıp yazmak sana da tık kazandırıyor, seni de daha ünlü yapıyor..
Hal böyle olunca, "Sosyal medya kullanmıyorum" diye ben de eksik mi kalayım, dedim kendi kendime..
Dosyalarımı karıştırdım. Onlarca yıldır Viyana'da yaşayan aile dostlarımdan Venüs Dalgıç hem de enfes bir ağaç öyküsü yollamamış mı bana?.
Pazar günü okuyun keyiflenin, çocuklarınıza da okutun, öğrensinler istedim..
Venüs'e teşekkürlerimle.. Buyurun..

*

Bir ağacın gölgesinde adam felsefe kitabı okuyordu. Bir ara, başını kaldırıp ağaca baktı.
- Keşke ağaç olsaydım, hiç düşünmeden yaşasaydım, dedi.
Birden ağaç dile geldi:
- Ben düşünmüyor görünürüm belki ama, düşünen insanlara o kadar çok ders verebilirim ki, dedi.
Adam heyecanla:
- Seni dinlemek isterim, dedi.
Ağaç konuşmaya başladı:
- At o felsefe kitabını elinden, şimdi bana bak ve beni dinle, sana on tane hayat dersi vereceğim, dedi.
Adam heyecanlanarak:
- Tamam dedi.
Ağaç:
- Dinle o zaman, dedi ve hayat derslerini sıralamaya başladı:
1- Ağaç yaş iken eğilir ya da doğrulur.
Her şeyin bir zamanı vardır. Hayat öğrenme sürecidir ama zamanlaması çok önemlidir. Siz de bilirsiniz ki "Yaşlı köpeğe yeni oyunlar öğretilmez. Yaşlı kurda da yol öğretilmez."
2- Düşen ağaca balta vuran çok olur.
Onun için hayatta düşmemeye dikkat etmek gerek.. Güçlüyken gölgene sığınanlar düşerken baltayı alıp sana koşarlar.
3- Bizi yok etmeye çalışan baltanın sapı, yine bizdendir.
Her zaman dış düşmandan korkmayın.
İç düşman daha tehlikelidir. Sizin gibi görünüp size hainlik edecek insanlara dikkat edin. Dişi kıran pirince en çok benzeyen beyaz taştır.
4- Ulu çamlar fırtınalı diyarlarda yetişir.
İnsanı geliştiren, mükemmelleştiren zorluklardır. Büyük adamlar büyük engellerle karşılaşıp onu aştıkları için büyük adam olurlar. Büyük devletler büyük badireleri atlatarak büyük devlet olurlar.
Uçurtma rüzgâr engelini aşmak için yükseğe çıkar. Engelleri fırsat bilmelisiniz.
5- Bir ağacın kökü ne kadar derinse boyu o kadar yükseğe çıkar.
Kökleri zayıf olan büyüklüğü taşıyamaz.
Onun için kökünüze sahip çıkmalısınız.
Kökünü unutan ya da yok sayan bir ağaç ayakta kalabilir mi? Bir ağaç tüm gücünü kökten alır. Sizin de tarihiniz olmazsa nasıl geleceğiniz olacak?
Tarihinizi yok sayar ya da unutursanız veya unutturulursanız nasıl geleceği inşa edebilirsiniz?
6- Ağaç yapraklarıyla gürler.
Bir insan da ailesiyle, sosyal çevresiyle güzel olur; onlarla tamamlanır. Onlarla varlığını hissettirir. Onun için, aileniz ve sosyal ilişkileriniz önemlidir.
7- Hiçbir ağaç acaba bahar gelecek mi, çiçek açacak mıyım diye düşünmez.
Kök, gövde ve dallar görevini sessizce ve sabırlıca yaparlar. Siz de baharın gelmesini bekliyorsanız görevinizi işinize odaklanarak; sessizce, hakkıyla ve sabırla yapmalısınız.
8- Üzerinde meyve olan ağacı taşlarlar.
Bilgili, becerikli, başarılı insanlara haset eden çok olur. Bir işe yaramayan, yeteneksiz, kişiliksiz, niteliksiz, silik insanlar, saygın insanların hafızalarında ve çevrelerinde yer edemezler.
Onun için, başarılı insanlar atılacak taşlara mukavemet edemezlerse başarılarını sürdüremezler.
9- Her ağaç kendi toprağında büyür.
Ağaç, ancak uygun toprağı bulması halinde gelişmesini sürdürebilir.
İnsan yetenekleri de öyledir, ağaç tohumu gibidir. Uygun zemin bulursa gelişir, yoksa çürür gider.
10- Beşikten mezara kadar ağaca muhtaçsınız.
Çocukken beşikte, ölünce tabutta bizimle berabersiniz. Bize hep odun gözüyle bakmayın. Biraz da ibret gözüyle bakın.
İnsanların kulağına küpe olması dileğimle son sözüm, "Her şey bir ağacı sevmekle başlar." Bundan sonra bir ağacın yanından geçerken durun ve şarkımızı dinleyin.
Adam ağaca tekrar baktı, sonra, "Aslında odun olan bu ağaç değil benmişim meğerse" diye geçirdi içinden.
(Bitkilerle Sohbet isimli kitaptan)

***


Pazar Neşesi
Sevgili Eyüp Karadayı gene anılmak istedi. Pazar Neşemiz ondan kalan dosyadan..
Sonradan görme zengin hanım, akşam kocasına şikayet ediyordu..
"Hani yeni tuttuğumuz Moldovyalı hizmetçinin eli galiba biraz uzun!. İki havlumuz da kayıp, bulamıyorum!?.."
Kocası merakla sordu..
"Aaaa olamaz!.. Hangileri!?.."
"Hani Hilton'dan bavula koyduğumuz o büyük boy beyaz havluyla, Sheraton'dan götürdüğümüz mavi yüz havlusu?.."

***


Yüksel'den..
Yarı öfke yarı şefkatle..
Bu ne hal evladım, dedi kadın...
- Yazılı kâğıdın yine berbat.
Elleri birbirine kenetli gözleri yerde çocuk, ama öğretmenim dedi,
- Kalbim temiz!.
Yüksel Durak

***

Latin Sözleri
"Dissolvitur lex, cum fit iudex misericors!."
"Yargıç merhametliyse, yasa yok olur!"
Publilius Syrus

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.