SEVİLAY YÜKSELİR SEVİLAY YÜKSELİR

Numan Kurtulmuş doğru bir isim mi?

Benim için sürpriz değildi. Hiç şaşırmadım.
Çünkü Numan Bey'le, Tayyip Bey'in birlikte siyaset yapmak için yeniden bir araya geleceklerini bundan iki yıl önce yaptığımız bir söyleşide öngörmüştüm.
Bu öngörüye sahip olmamın nedeni ise Kurtulmuş'un AKP iktidarı ve Başbakan Erdoğan'la ilgili yaptığı yorumlardı. Evet. Siyaseten mecbur olduğundan muhalif bir duruş sergiliyordu ancak bunu yaparken de çok temkinli davranıyordu. Bir yandan, "Ben milli görüş gömleğimi çıkardım" diyen Erdoğan'a gönderme yapmak için "Ben hâlâ o gömlekleyim" diyordu. Diğer yandan ise Tayyip Bey'in yeni gömleğiyle yaptığı açıklamalara benzer açıklamalar yapıyordu. Bir yandan, "Harun gibi gelip, Karun gibi olmayacağız" deyip AKP'nin iktidar olduktan sonra güç şımarıklığının içine düştüğünü ima ediyordu ama bir yandan da 12 Eylül'de idam edilen Adalı'nın mektubunu okurken ağlayan Erdoğan'ı, 'numara yapıyor' diyerek eleştirenlere veryansın ediyordu. Sürekli denge tutturma çabası hakikaten bana enteresan gelmişti. Çünkü bir başka siyasi partinin liderinin böylesine yumuşak ve üsluplu muhalefet yapmasına alışkın bir toplum değildik biz. Şaşırmıştım. Hatta bu şaşkınlığımı söyleşi bittikten sonra fotoğraf çekimi sırasında dile getirmiş ve kendisine; "Bence siz eninde sonunda Tayyip Erdoğan'la bir araya gelirsiniz!" demiştim. O da ne, 'asla olmaz' filan demiş, ne de, 'bizim yollarımız çok ayrı' demişti! Gülümsemekle yetinmiş ve sadece, 'Siyasette her şey mümkün' deyip geçirmişti meseleyi. (http://www.sabah. com.tr/Gundem/2010/07/25/o_mektubu_ ben_de_okusam_aglardim)
Şimdi gelelim neden üzerinden epeyce bir zaman geçmiş olan bu anekdotları aktarma gereği duyduğuma.
Şundan; Kurtulmuş'un Erdoğan tarafından daveti sadece HAS Parti içinde değil, aynı zamanda AKP içinde de bazılarını rahatsız etti.
Henüz kamuoyuna yansımasa da iktidar partisinden bazı mühim siyasilerin bu birleşmeye sıcak bakmadıklarını biliyoruz. Hatta bazılarının birleşmenin gerçekleşmesi durumunda partiden ayrılacaklarına dair rest çektiklerini duyuyoruz. Diyorlar ki; "Meydanlarda bizi Harun-Karun diyerek yerden yere vurmuş bir adamın ne işi var aramızda?"
Tabii çekilen bu restler gerçekten pratiğe dönüşür mü bilmiyorum. Orasını tahmin etmek şimdiden çok güç ama pratiğe dönüşse bile yani birileri Kurtulmuş'un AKP'ye gelişinin ardından partiden çekip gitse bile ben halk nezdinde bi karşılığı olacağına inanmıyorum.
Yani ilk genel seçimde oy kaybına uğranacağını veya Kurtulmuş geldi diye halkın partiden soğuyup başka bir partiye yöneleceğini sanmıyorum.
Giden gider. Kalan sağlar ise yoluna devam eder...
Bunun da tek bir nedeni var. O da kurulduktan kısa bir süre sonra tek başına iktidara gelen ve yüzde 50'lerle hâlâ halkın ilk tercihi olan AKP'yi bugünkü AKP yapan tek gücün Tayyip Erdoğan'ın liderlik karizmasındaki güç olmasıdır. Kim giderse gitsin o partiden Erdoğan başında olduktan sonra zerre kımıldamaz oy oranı yerinden. Ancak o gittikten veya mesela Cumhurbaşkanlığına aday olup Köşk'e çıktıktan ya da tamamen kenara çekildikten sonra halkın AKP'yle ilgili tercihinde değişim olabilir.
Elbette yerine gelecek kim olursa olsun asla onun gücünü yakalayamaz. Kurtulmuş da dahil buna. Ama AKP tüzüğü gereği mevcut birçok siyasi ismin bir dönem ara verme zorunluluğunu göz önüne alıp kalanlardan da yeni bir lider çıkarmanın mümkün olmadığını düşündüğünüzde Tayyip Erdoğan'ın Kurtulmuş'a davetinde son derece haklı olduğunu söylemek yanlış olmaz.
Yanılıyor muyum?
Bugünkü Diğer Yazıları
BİZE ULAŞIN