Aşk bankada başladı perküsyonla sürüyor

Şirin ve Engin Gürkey'in aşkları, Şirin Hanım bir bankada çalışırken tesadüfen başladı. Bir ay içinde nişanlandılar. Evlendikten sonra ise Şirin Gürkey bankacılığı bırakıp, Türkiye'nin en başarılı kadın perküsyoncularından biri oldu

Rastlantılar bazen hayatımızı tümüyle değiştirebilir. O an göz göze geldiğimiz bir insan, hayattaki tüm mutluluğumuzun veya mutsuzluğumuzun sebebi olabilir. Ünlü perküsyon ustası Engin ve Şirin Gürkey çiftinin evlilik hikâyesi de şaşkınlık verici rastlantılar zinciri üzerine kurulu. Onlar anlattıkça, ben ürktüm. Şirin bankada çalışan mutsuz bir müşteri temsilcisiyken, üstelik müdürüyle kavga ettiği gün, kapı açılır ve bankaya Engin Gürkey girer. Gözü yaşlı 'Size nasıl yardımcı olabilirim?'diye sorarken, erkeğin kendisini şaşkınlıkla süzdüğünü önce fark etmez bile... Erkek, ağlayan genç kadından etkilenmiştir. İşlemi yapılırken makine arızalanır ve dekont bir türlü içinden çıkmaz. Genç kadın bir kez daha gerilmiştir ama erkek mutludur. Çünkü dekontu almak için ertesi gün de bankaya gelecektir... İşte o tesadüf, bankacı Şirin Gürkey'in hayatını değiştirir. Engin Gürkey'le bir ay içinde nişanlanır. Bir yıl sonra kızı Beste doğar ve birkaç yıl sonra bankacılığı tümüyle bırakarak, Türkiye'nin en başarılı kadın perküsyoncularından biri olur.

- Kaç senelik evlisiniz?
- Ş.G:
10 sene oldu. Yedi yaşında bir kızımız var, adı Beste. O da geçtiğimiz yıl konservatuvar sınavlarını kazandı.
- E:G: Yandık biz. Artık resmi talebem oldu. Bana 'Kaç yaşında girdin sen konservatuvara?' diye sordu. 'Sekiz yaşımda,' dedim. 'Bak,' dedi 'ben altı yaşımda giriyorum, hiç şansınız kalmadı!'

- İkinizin de perküsyon ustası olmanız çok ilginç. Bir konserde mi tanıştınız?
- E.G:
Tanışmamız çok komik aslında... 32 yaşımdaydım, askerlik için zaman geçiyor. Akademik kariyer falan derken, askere gitme zamanım geldi. Arabamı sattım, paramı bir yere bırakmam gerekiyordu. Bankaya girdim. Baktım karşımda gözü yaşlı bir kız oturuyor. Genelde müşteriler güler yüzle karşılanır ya, çok şaşırdım.
- Ş.G: Koç Bank'ta çalışıyordum o zaman. Bireysel müşteri hizmetlisiydim. Yöneticimle tartışmış, hırsımdan ağlamıştım.
- E.G: Gözleri yaşlı olunca, dikkatimi ondan alamadım..
- Ş.G: Hiçbir şey görecek durumda değilim. İşlemimi yaptım, printer bozuldu dekont çıkmıyor paranın yattığına dair. Dedim ki 'Dökümü daha sonra almanız mümkün mü?' Askere gitmesine üç-dört gün vardı zannedersem ve sürekli beni aramaya başladı.
- E.G: Çok doğal değil mi? Paramı vermişim, dekont yok.

- Yıldırım aşkı mıydı?
- E.G:
Öyle olsa gerek. Aramızdaki dekont konusu görüşmeyi başlatmak için iyi bir neden oldu. Belki o fişi alsaydım, bir daha görüşmeyebilirdik Şirin'le... Sonra dekontu bahane ederek konsere falan davet etmeye kalktım giderayak.

- Askerden mektuplaştınız mı?
- E.G:
Her şey çok hızlı gelişti. Bir ay içinde, ben askere gitmeden nişanlandık.

- Bu ne hız böyle?
- Ş.G:
Konuşması, tarzı, görgüsü, nazik olması çok ilgimi çekti. Beklenmedik hareketler gördüm onda. Ağzından hâlâ küfür çıkmaz. Kesinlikle çok beyefendidir.

- İyi bir koca mıdır Engin Gürkey?
- Ş.G
: Kesinlikle, yani bir daha dünyaya gelsem bir daha evlenirim. Hiçbir şey umrumda değil. Ona güveniyorum, herhangi bir yanlışı olursa da kendi bilir.

- 10. yılınızı doldurmuşsunuz birlikte. Hâlâ âşık mısınız?
- Ş.G:
Kesinlikle. Engin'e hâlâ âşığım.

- Bankacılık bitti mi şimdi?
- Ş.G:
Benim çalışma saatlerim çok yoğundu. Hatta haftada üç gün falan bankada yatıyorduk. Engin bir gün 'Sen ne zaman eve geleceksin de biz ne zaman oturup iki laf edeceğiz?' diye sordu. Baktım ki evime zaman ayıramıyorum. Bir gün içinde bankacılığı bıraktım.
- E.G: Şirin eve hep hüzünlü, mutsuz geliyor. Ben de tam tersi bir adamım. Benim işim müzik, yani mutluluk... 'Beni çalışman çok ilgilendirmiyor, bu işe kariyer olarak değil, sadece iş olarak bakıyorsan, bırak,' dedim. Ben koparttım Şirin'i bankacılıktan. İyi mi yaptım bilmiyorum. Şimdi bana rakip oldu. Hayat ne tuhaf. O güzel bankacı kızla evleneceğimi, onun bir gün bankacılık kariyerine sona verip, perküsyonda bana rakip olacağını söyleseler, asla inanmazdım. Şirin bana eski bando resimlerini gösterdi. Bandoda çalmış. Sonra kulağına baktım çaktırmadan. İnanılmaz bir müzik kulağı var. İki cambaz bir ipte oynamaz misali, 'Başka neye heveslisin?' dedim. 'İç mimarlık,' dedi. İç mimarlığa yönlendirdim Şirin'i. Mezun oldu, tam mimarlık yapacak, ofis kuracak, perküsyon okuluna bulaştı ve uzaklaştıramadım. Sonra da hızla her şeyi öğrendi ve bana rakip oldu..
- Ş.G: İki sene ders aldım. Benim dönemimde ders alanların hepsi kadındı. Bir kadınlar sınıfıydık.
- E.G: Şirin'in müzik yaşantısı da bir o kadar ilginçtir. Tesadüfen o sınıf kızlardan oluşacak ve birlikte günün birinde Zilli diye Türkiye'nin ilk kadın perküsyon topluluğunu kuracağız...

BİZE ULAŞIN