Tam morga giderken hıçkırmışım, yaşadığımı öyle anlamışlar!

Cumartesi 05.12.2010
Güncelleme: Pazar 05.12.2010
ABONE OL
- Nerelisiniz, nasıl bir ailede büyüdünüz? - Ben Çerkezim. Çok kalabalık bir ailede büyüdüm. Üç kardeşiz, en küçükleri de benim. Daha doğrusu sülalenin en küçük erkeği benim. Sakarya'da doğup büyüdüm, lise ikideyken de başımdan talihsiz bir olay geçti...
- Nasıl bir olay? - Babamla trafik kazası geçirdik, babam arabada vefat etti. Anlatılanlara göre, babam arabadan çıkıyor, beni çıkarmaya çalışıyor, çıkaramıyor ve bayılıyor, o an orada beyin kanamasından vefat ediyor. Benim de üzerime, 'öldü' diyerek gazete kâğıdı örtüyorlar. Morga götürürlerken hıçkırıyorum.
- Sonra? - Hakan Şükür, bizim çok yakın aile dostumuz, akrabadan daha yakınız, aynı bahçe içinde evlerimiz. Babamla babası çocukluk arkadaşı, benim babam eski Sakaryaspor başkanı, spor adamı, eski futbolcu. Hakan Abi ertesi gün beni İstanbul'a getirtiyor, omuriliğimde kırık tespit ediliyor ve ben felç ihtimaliyle Florance Nightingale'de ameliyata giriyorum. 17 saatlik ameliyatın sonunda iki ay yoğun bakımda kalıyorum. Hâlâ babamın öldüğünü bilmiyorum, herkes 'Baban başka hastanede yatıyor,' diyor. Üç ay sonra Sakarya'ya dönüyorum, babamın öldüğünü öğreniyorum.
- Nasıl bir etki yapıyor sizde? - İnanmıyorum mezarını görene kadar! Yaşım da küçük, ciddi bir travma geçirdim sonra. Zaten bu olaydan sonra da hayatım değişmeye başladı.
- Nasıl değişti? - Hakan Abi o dönem Galatasaray'da en iyi dönemini yaşıyordu, beni İstanbul'a çağırdı, 'Gel hafta sonları bende kal, kafan değişir, maçlara gideriz,' dedi. Ben de kabul ettim. Bir hafta sonu Boliç'in düğününden, Galatasaray muhabiri olarak çıktım. Hakan Abi'nin de etkisiyle herkesle konuşuyordum. Tabii insanlar uyuz olmaya başladı bana! Kimse röportaj yapamıyor futbolcularla; ben soyunma odasına falan giriyorum...
- Resmen torpilli eleman! - Aynen öyle. Aradan bir ay geçti; Star'la Hakan Abi'nin diyalogları bozuldu bir şekilde. Ben de kendimi rahatsız hissettim, ayrılmak istedim. Beni Şansal Abi'nin yanına gönderdi bu kez. Ben bir ayda oldum! Artık tek başıma gitmeye başladım antrenmanlara, her şeyi öğrenmeye başladım. Bir gün tesadüfen işyerinde babamın fotoğraflarına bakarken gördü beni Şansal Abi, babamı tanıyormuş meğer, çok duygusallaştı. Sonra da Şansal Abi'nin manevi oğlu oldum ben. Hakan'ın himayesinden çıkıp Şansal Büyüka'nın himayesine girdim (gülüyor).
- Televole muhabirliği o dönem oldukça popüler. Kendinizi nasıl hissediyordunuz? - Televole'nin fenomen olduğu dönemler, Can Tanrıyar ekrana kimsenin çıkmasına izin vermezdi pek. Sadece Acun ve ben çıkardık. Bir anda bambaşka bir hayatın, televizyonda, dergilerde gördüğüm insanların içinde olmaya başladım, mikrofonun gücünü görmeye başladım. Ama bu gücü hiçbir zaman kötü yönde kullanmadık çünkü başımızda 'baba' dediğimiz Şansal Büyüka vardı. Bize iş konusunda ve insanlık konusunda gerçekten çok büyük şeyler öğretti. Biz ekip olarak hep dinledik onun bu öğütlerini ve hepimiz de bir yerlere geldik.
- Kaç yıl sürdü muhabirlik dönemi? - Sekiz-dokuz sene; Televole bitene kadar sürdü. Zaten Şansal Abi ve Can Abi bir anlaşmazlık yaşadı ve 2005 yılında ekip ikiye bölündü. Şansal Abi baba yarısıydı, onunla kalmayı seçtim ben.
- Aslında ne yapmak isterdiniz, hayaliniz bu muydu? - Ben futbolcu olmak isterdim. Çok da iyi futbol oynuyordum babamdan dolayı.