EMRE AKÖZ EMRE AKÖZ

Alevilere rağmen Alevi haklarını savunmak (3)

Cevabını beklediğim soru apaçık: "Yüksek yargıda bazı kararlar mezhepsel kaygılarla alınıyor mu?" Evet mi, hayır mı? Tam bir hafta geçti. Milyonlarca kelime mesaj oldu, köşe yazısı, söyleşi, hakaret, tehdit oldu ama nedense onca laf bu basit sorunun cevabını veremedi.
İnanılır gibi değil ama böyle:
Sorulmayanların cevabı veriliyor ama bu basit sorunun cevabı verilmiyor.
***

Salı akşamı TRT2'deki 'Medya Müfettişi' programındaydım. Alevi kanaat önderlerinden, Cem Vakfı Başkanı İzzettin Doğan telefonla bağlandı.
"81 il valisinden kaçı Alevi" diyerek, Alevilerin devletin kimi kadrolarından dışlanmasına değindi.
Haklıdır. Bir gerçeği ifade ediyor.
Mesela 2007'de aktif görevdeki tek Alevi vali ile tanışmıştım. Dünya tatlısı bir kişiydi. Sanatsal bir etkinlik nedeniyle bulunduğumuz kentte, hoş ve şık eşiyle birlikte konukları çok güzel ağırlamıştı.
Yönettiği ilin gelişmesi için didinip duruyordu. (Bunu Alevi olmayan, 'tarafsız' kişilerden öğrendim.) Ama birilerinin onu görevden almak için dolaplar çevirdiği de bir gerçekti.
Benzeri bir olumsuz durum askeriyede de söz konusu. Acaba kaç Alevi general var?
Biliyoruz: Bu ülkede Alevi bir Genelkurmay Başkanı olması henüz mümkün değil.
Evet, gerçek bu...
Tamam ama bu gerçeğin, cevap beklediğim soruyla ne alakası var? Konu valiler ya da generaller değil ki! Ben yüksek yargıdaki durumunu merak ediyorum.
Aynı ayrımcılık orada da var mı?
Yoksa tersi mi geçerli?
***

Evet, sorumun cevabını alamadım ama 'teorik' olarak zaten bildiğim bir gerçeği, bu kez de 'yaşayarak' gördüm.
Türkiye lobiler memleketi.
Bunlardan biri de Alevi lobisi.
Bu lobinin, kanaat önderleri ve taban baskısıyla nasıl harekete geçirildiğini gördüm.
Uykudan uyandırılan özel görevliler gibiydiler: Örneğin 'yalnızca' demokrat/ solcu olduğunu sandığım bazı kişilerin, gayet güçlü bir mezhep kimliği de taşıdıklarına şahit oldum. Ders ve nasihat vermeye kalkışanlar arasında futbol yazarlarının da olduğunu görünce, "Yumruğunu masaya vuran GK Başkanı istiyorum arkadaş" diyen Erman Toroğlu'nu mazur görmeye başladım.
Beni en çok güldüren ise, sık sık Atatürk'ten, aydınlanmadan, çağdaşlıktan, laiklikten, bilimden söz eden kimi yazarların, aniden dini bir terminolojiye sarılarak, Yezid'den, Muaviye'den bahsetmeye başlaması oldu.
Halbuki bunlar düne kadar Ali Kemal, Damat Ferit filan derdi. Demek olay kitleleri kışkırtmaya gelince, 'dinci' oluveriyorlarmış.
***

Neyse...
Bunca laftan sonra gelelim başlıktaki cümleye: Alevilere rağmen, Alevi haklarını savunmak...
Ne demek bu? Şöyle:
Ülkemizde hakkını alamayan, itilip kakılan, dışlanan birçok grup var: Kürtler, Aleviler, türbanlılar, gayrimüslimler, kadınlar ve diğerleri.
Bu grupların ikinci sınıf halleri sürdükçe, Türkiye hukukun hâkim olduğu demokratik bir cumhuriyet olamayacak.
Demokratik bir cumhuriyet olabilmemiz için Alevilerin haklarını savunmaya, Cemevi meselesinden zorunlu din derslerine, tutarlı taleplerini desteklemeye devam edeceğim.
Onlar 'Eksik kalsın, istemiyoruz, bizi savunma' deseler de bunu yapacağım; çünkü öyle düşünüyorum.
Ama böyle düşünmem, sormama engel değil: Yüksek yargıda bazı kararlar mezhep kaygısıyla mı alınıyor?
BİZE ULAŞIN