EMRE AKÖZ EMRE AKÖZ

Yargıda tarafsızlık bağımsızlıktan daha önemli bir değerdir

Bir kez daha yargı bağımsızlığını dillerine doladılar. Yargı tarafsızlığını ise ustalıkla es geçiyorlar.
Peki, hangisi daha önemli: Yargının tarafsızlığı mı, yoksa bağımsızlığı mı?
Önce başka bir alandan örnek vereyim. Hakem kararları futbolun bitmez tükenmez tartışmasıdır.
Her futbolsever, "Hakem tarafsız olmalı, pozisyona en uygun kararı vermelidir" der.
Yaz kış demeden tribündeki yerini alan bir futbolsever, hayattaki en büyük mutluluğu tuttuğu takımın maçı kazanması olmasına rağmen asla "Hakem bizim takımdan yana olsun" demez.
Çünkü böyle bir durum utanç kaynağıdır. Herkes maçın adilane bir şekilde kazanılmasını ister.

***
Malum yargı erbabının ağzında ise bağımsızlıktan başka laf yok... Peki ya tarafsızlık?
Adalet bekleyen insanlar açısında da önemli olan yargının tarafsızlığıdır.
İstediğiniz sanığa, avukata ya da savcıya sorun: "Yargıcın, tarafsız mı olmasını istersin, yoksa bağımsız mı?"
Hiç tereddütsüz, "Tarafsız olsun" diyeceklerdir.
Eğer hukuk, adaleti sağlamak için değilse, ne için var?
İşte açıkça söylüyorum:
Yargıda tarafsızlık, bağımsızlıktan daha önemli bir değerdir.
Aynı hakem gibi: Bir futbolsever, bir oyuncu ya da bir kulüp yöneticisi açısından hakemin tarafsızlığı esastır.
Hakemin bağımsız olup olmadığı, "son kullanıcıyı" fazla ilgilendirmez.
Yargıda da durum aynı...
Davalı, davacı, savcı, avukat, zanlı yakını ve diğerleri: Yargıcın kararından etkilenecek olan herkes, onun tarafsız olmasını arzular.
Hangisini tercih edersiniz?
a) Karşınızda yüzde yüz bağımlı ama kesinlikle tarafsız bir yargıcın olmasını mı?
b) Yoksa yüzde yüz bağımsız ama kesinlikle taraflı bir yargıcın olmasını mı?
Gördüğünüz gibi olayı uç noktasına doğru götürdüğümüzde, kavramların gerçek özellikleri ortaya çıkıyor:
* Tarafsızlık kavramı yargıya işi düşen biz vatandaşları ilgilendirir.
* Bağımsızlık kavramı ise hem teknik, hem de siyasi/ideolojik açıdan mesleğin iç sorunlarıyla alakalıdır.
Bugün yüksek yargı kurumlarında bir kastlaşma vardır: "Sen beni seç, ben seni seçeyim" düzeni hâkim.
Sonuçta siyasette askerin vesayeti azalırken, yüksek yargının vesayeti hâkim olmaktadır.
Çünkü temel özellikleri arasında; "siyaseten devletçilik, altı okçuluk, Sünni düşmanlığı" gibi değerler olan bürokratik bir yargı kadrosu, barocu yandaşlarıyla birlikte yüksek yargıda egemenlik kurmuş.
Bunların sürekli olarak bağımsızlıktan söz etmesi boşuna değil. Adeta "Kimse bize dokunamasın, kafamıza göre iş yapalım" demekteler.
"Bağımsızlık" işte bu siyasi ve ideolojik serbestliğin kod adıdır. Yani tarafsız kararlar vermek için değil; tam tersine taraflı kararlar almak için bağımsızlık istemekteler.

***
Şöyle düşünün: Bir hakem var. Bu hakem tam bağımsızlık istemekte...
Sebebini soruyoruz: "Bağımsız olursam, daha adil kararlar veririm, aksi halde etkilenirim" diyor.
Adamı tam bağımsız hale getiriyoruz: Yöneteceği maçları kendisi tercih ediyor... Tribünde ona not veren bir gözlemci dahi oturmuyor... Maçın ardından performansı bir kurul tarafından incelenmiyor...
Sonuç ne olur?
Herkes bilir ki böyle bir hakem giderek kendi tuttuğu takımı kayırır. Bazen de kafasına estiği gibi düdükler çalar.
Niye? Çünkü denetim dışıdır. Korkacağı, çekineceği bir merci kalmamıştır.
İşte bizim yüksek yargının hali ve hayali budur.
BİZE ULAŞIN