EMRE AKÖZ EMRE AKÖZ

Bu gerçeği kabullenmek çok zor

Kenan Işık'ın sunduğu "Kim Milyoner Olmak İster" yarışması hakkında, eski bakanlardan, yazar, senarist Yılmaz Karakoyunlu'nun bir yorumuna rastladım.
Hani Yeditepe Üniversitesi'nin Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde okuyan bir öğrenci... "Türkiye Büyük Millet Meclisi başka hangi adla anılır" sorusuna... "Yüce Divan" cevabını vermişti ya... (Diğer şıklar: "Parlamento", "Danıştay", "Baro".)
İşte o konuda Karakoyunlu, "... öğrenci kızımızın yanlış cevabını sanki dünyanın sonu gibi yorumladık. Kızcağızın hayatını söndürdük..." diyor.
Keşke öyle olsaydı!

Yoo, pişman filan değil
Keşke medyada yapılan yorumlar... Hatta yorum da demeyelim, düpedüz dalga geçmeler... Karakoyunlu'nun sandığı gibi öğrencinin hayatını söndürseydi.
Eğer öyle bir şey olsaydı... Yani öğrenci kahrolsaydı, insan içine çıkamasaydı, üzüntüden yataklara düşseydi... Kızın haline üzülür... Buna karşılık, "bilmek ve bilmemek" konusunda hâlâ "ortak değerlere" sahip olduğumuzu düşünerek, sevinirdik...
Ama ne yazık ki böyle olmadı... Ben o kızı birkaç gün sonra "5N1K" programında izledim. Ne üzüntülüydü, ne de pişman... Hatta halinden memnundu.
Niye mi? Çünkü fazla bir zahmet harcamadan, kısa yoldan "ünlü" olmuştu!
Zaten daha önce bir soruya şöyle cevap vermişti: "Bana yönelik eleştirilere üzülmedim. Pişman değilim. Okuldan çok eleştiri aldım. Ama yapacak bir şey yok. Yaşanması gerekiyordu, yaşadım."

Hiç merak etmiyor ki!
Bu olay bir gerçeği, "bizim" suratımıza tokat gibi vurdu. Nedir bu gerçek? Şöyle bir şey: "Neleri bilmeliyiz" sorusuna verilen cevaplar arasında uçurum var.
Gençlerin bir kısmı, "bizim" önemsediğimiz türden bilgilere metelik vermiyor. Umurlarında değil. Ortak paydamız yok.
5N1K'da Cüneyt Özdemir, "Peki Yüce Divan neymiş, öğrendiniz mi" diye sorduğunda, kız ne cevap verdi, biliyor musunuz? "Öğrendim... Anayasa'nın mahkemesiymiş" dedi.
Yani olanlardan hiç etkilenmeden, gayet tutarlı biçimde hayatına devam ediyor. Onca şamataya rağmen, "Yahu bunun doğrusu neymiş" diye merak etmiyor.
Ana-babası da dahil, başka kesimlerin önemsediği bilgileri; kulaktan dolma bir şekilde öğrenmeye (yani aslında öğrenmemeye) devam ediyor: "Anayasa'nın mahkemesiymiş."

"Cehalet" para kazandırıyor
Bu olay bana BDP'li siyasetçilerin bir tezini hatırlattı: Hani, "Biz diyalog kurabileceğiniz son kuşağız, yeni kuşak Kürtler, Türklere karşı duygusal bir kopuş içinde, onlarla anlaşmanız mümkün olmayacak" diyorlar ya...
İşte buna benzer bir durumla karşı karşıyayız: Bilgisel bir kopuş yaşanmakta.
Başka tür bilgileri önemsiyor bu gençler. Bizim gereksiz, anlamsız, hatta saçma bulduğumuz o bilgiler çevresinde bir hayat kuruyorlar kendilerine.
Üstelik "cehalet" dediğimiz durumdan para da kazanıyorlar veya kazanacaklar. (Örneğin:
İnternette bir laylaylom blogu oluştur... Ünlü ol, çok sayıda gencin bunu izlemesini sağla...
Bu sayede reklam al; cebini doldur...)
Not: Olmaz ya... Eğer öğrenci bu yazıyı okursa, çok bozulacak, çünkü adını anmadım.
BİZE ULAŞIN