ENGİN ARDIÇ ENGİN ARDIÇ

Baklavacının kızı

İstanbul belediye reisi oğlunu evlendirdi. Arka sayfalardan birinde tek sütunluk haber değeri var, belki o bile yok.
Lakin gelinin babası baklavacıymış.
Bunun üzerine, belediye reisinin de muhallebici olduğu hatırlatıldı.
Hayır efendim, içeri geçip tavukgöğsü yapmıyor, kolları sıvayıp sahana yumurta da kırmıyor, pilavın yanına yoğurt da koymuyor, ünlü Saray Muhallebicisi'nin sahibi.
Adam aynı zamanda hem yüksek mimar, hem de sanat tarihi doktorası var ama bu nitelikler "göbeğini kaşıyan" boklamasına pek uymadıkları için göz ardı edilebilirler tabii!...
Böylece aşağıladıklarını sanıyorlar: Baklavacının kızı, muhallebicinin oğluna varmış... Eh, fırıncının kızı da balıkçının oğluna varır, evin beslemesi de bakkalın çırağına kaçar!
Hani, biracının şahidi şıracı, meyhanecinin arkadaşı... Buna getirmek istiyorlar.
Nikâh da Sütlüce'de kıyılmış, ne kadar süfli... Becerip de Divan'da bir kokteyl verememişler.
Bir kesim basının "tıyneti" bu işte... (Tıynet Osmanlıca bir kelimedir, demek ki ben de gericilik yapıyorum.)
Tazakkum ettikleri kazandibi, keşkül, sütlaç falan boğazlarından gelsin demiyorum, belki de muhallebici gibi "banal" ortamlara girmiyorlar, rejim yaptıkları için baklava, künefe, şöbiyet, Sütlü Nuriye falan da yemiyorlardır. (Bu tür dükkânlarda ayrıca "dilber dudağı, hanım göbeği" gibi belden aşağı tatlılar ve "vezir parmağı, sultan sarması" gibi gerici yiyecekler satılmakta, üstelik ramazan aylarında rahmetli haminnemin namaz başörtüsünü çağrıştıran "güllaç" gibi dinci tatlılar da verilmektedir, ordu göreve!)
Geçen belediye seçimlerinde Kılıçdaroğlu'nun reklamını yapmak için yırtınan bazı arkadaşlara, "belediye" kelimesinin ne anlama geldiği öğretilmelidir.
Belediye, şehrin kendi kendini yönetimidir.
Bu yönetim de o şehrin esnafından oluşur. Bunlar atanmazlar, seçilirler. Batı'da köyler kasabalara dönüştüklerinde, kasabanın "zenaat erbabı", nalbant, çömlekçi, hancı falan, yani burjuvaziye dönüşmekte olan esnaf, feodal senyörden bağımsız olarak kendi yerel yönetimini kurmuştu...
Dolayısıyla, bir şehrin gündelik işlerini elbette o şehrin muhallebicisi, baklavacısı, kahvecisi, kasabı, manavı yönetecektir. Tüccar ve sanayici o şehrin efendisidir. Merkezden gelecek bürokrat idari işlere, asayişe bakar.
Ama bizde belediyeye de "Ankara'dan gönderilecek memur kılıklı bir adam" isteniyor. Bürokrasi kaçak et kesimini de kovalasın, bayat balık satanı da sıkılasın, geneleve gidip para vermeden kaçanı da yakalasın! Hiçbir şey bürokrasinin denetiminden çıkmasın.
Çünkü zart zurta alışılmış, dayak arsızı olunmuş...
Hani şöyle SSK Genel Müdürlüğü'nden falan emekli, aynı zamanda "saylav" yani milletvekili, oturaklı, kerli ferli bir adam...
Eşeklik etmeyip bizim patronun küçük ortağına da orman arazisinde inşaat ruhsatı versin.
Anlı şanlı cumhuriyetimizin anlı şanlı ilk döneminde olduğu gibi "hem vali, hem belediye başkanı, hem de CHP il başkanı" olursa da tadından yenmez!
Cahil halka bırakırsan, göbeğini kaşıyan ayı gidip ezici bir çoğunlukla muhallebiciyi seçiyor işte...
Bu kafayla da bir yandan hem döner döner avucunuzu yalarsınız, hem de esnafa gereksiz yere hakaret etmek küçüklüğü utanç belgeniz olur.
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN