ENGİN ARDIÇ ENGİN ARDIÇ

Ulubatlı Hasan'ın izinde

Eiffel Kulesi'ni "Türk renklerine" boyamışlar... (Dikkat ederseniz "Eyfel" yazmadım, "Lozan" da yazmam, "Napolyon" da yazmam. Kural varsa uyulacaktır, "galatçılar" kusura bakmasınlar.)
Boyandı dedikleri, ışık tutuluyor. İlk iki kata kırmızı, daha yukarısına beyaz... Yarısı öyle, yarısı böyle.
Sık sık ışıklandırılır o kule, nitekim bir hafta sonra başka bir ışıklandırma varmış.
On kadar Türk genci de ellerinde bayrağımızla, nehrin tam karşısında, Chaillot Sarayı'nın taraçasında bağırıp çağırmış (hani şu Hitler'in durup da resim çektirdiği yer), "kulenin dibinde görkemli gösteri" diye pazarlanıyor.
Kulenin üstüne ay-yıldız falan yansıtılıyor mu, saat sekizden sabaha kadar? Hayır. Yalnızca ışık vuruluyor, kırmızı-beyaz. Hepi topu da altı gece. (Sabaha kadar mı, gece ikiye üçe kadar mı, ondan da emin değilim, gidince bakacağım bu sefer.)
Demek ki ortada "bayrak" mayrak yok, renkler var. Parasını bastırırsan ışıkla "açık siklamene" bile boyarsın o kuleyi... Nitekim Paris belediye başkan yardımcısı "biz tek sent bile harcamadık, Türkler ödediler" demiş.
Bunlar Türk renkleri...
Ama aynı zamanda Avusturya, Polonya, Danimarka, İsviçre, Tunus, Endonezya ve Japonya renkleri!
"Ortalama Fransız"
kulede hangi ülkenin reklamının yapıldığını nasıl anlayacak?
Birkaç bin kişinin gezdiği sergilere takılıp, birkaç yüz kişinin katıldığı kokteyllere ve yemeklere giderek herhalde...
Anlasa da bu onu ne kadar ırgalayacak?
Kırmızı-beyazı görünce çarpılacak, kendine gelecek, hidayete erecek ve Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesi yönünde mi oy kullanacak olası bir referandumda?
Bu "etkinlikler geyiği" Türk basınında kendimizi bildik bileli yapılır ve Çetin Altan'ın deyimiyle "Türk'e Türk propagandasından" başka bir şey değildir.
Saint-Michel'de okulu kırmış birkaç uyuz öğrenciden başka kimsenin önünden bile geçmediği bir kıyı köşe sinemasında Türk filmleri haftası düzenlenir, "Türk sineması Paris'i fethetti" havası basılır. Radyo kanallarından birinde gece saat ikiden üçe kadar şiir okunur, "Türk edebiyatı Fransız gönüllerinde taht kurdu" olur. Fnac mağazalarında ya da Virgin Megastore'da kitabı iki hafta masanın üstünde tutup sonra da satılmıyor diye rafa kaldırırlar, "Fransızca'ya tercüme edildi" sayılır. (Gözümle gördüm, isim de vermem.)
Peki bu etkinlikler yapılmasın mı, bu sergiler açılmasın mı, kuleye ışık vurulmasın mı? Fransız basınında Elif Şafak'a "la grande romanciere turque" (büyük Türk kadın romancısı) dedirtilmesin mi? (Orhan Kemal de "petit romancier turc" olsa gerek.)
Elbette yapılsın da, neyin ne olduğunu bilelim, kendi kendimizin gazıyla "oraları ele geçirdiğimizi" sanmayalım.
Ama aşağılık duygumuzu büyüklük kompleksimizle dengelemek bizim eski hastalığımızdır. Bir paranın iki yüzü gibidir bunlar, birlikte varolurlar.
Şimdi itin biri de çıkar, beni "Türk bayrağına düşmanlıkla" suçlar ha...
Bu tür yaratıklara bir soru sormuştum, yanıt alamamıştım, gene sorayım:
- Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır... Öyleyse... Brezilya bayrağında mavi, yeşil ve sarı renkler vardır... Bu durumda, Brezilyalılar'ın kanı yeşil midir? Mavi midir? Sarı mıdır? Yoksa bütün Brezilyalılar vatan haini midir? Yoksa uzaylı mıdır? Yoksa o biçim midir?
Gene ses çıkmayacak, Alex'e ya da Roberto Carlos'a sorayım bari.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN