ENGİN ARDIÇ ENGİN ARDIÇ

Ermiş Antonius ile ayyaş

Bana da uzun zamandır eski havası kalmamış gibi geliyordu, sevgili kardeşimiz Savaş Ay merak etmiş, gitmiş bir bakmış... Evet, eski çılgınlık dinmiş, "furya" geçmiş gibi...
Hani şu ünlü "Noel gecesi Saint-Antoine seferi" canım...
Kalabalık yerli yerinde ama ünlülerden artık tek tük dizi oyuncusu takılıyormuş, "enteller" ayak kesmişler.
Kilise de kendini aşmış, tıpkı Amerika'nın güney eyaletlerinin zenci cemaatli Protestan kiliseleri gibi, ayinde "rap, hip hop ve caz" yapılmış.
Elbette, bizim yıllardır aydınlara sorduğumuz soruyu, Savaş evden çıkarken Şükran Hanım da sormuş: "Yıllardır bir cuma olsun namaz kılmışlığın, başını secdeye koymuşluğun yok, şimdi kiliseye mi gidiyorsun?"
Bir Müslüman, Saint-Antoine'a niçin gider?
"Meraktan" diyeceksiniz, zaten insanın başına ne gelirse ya meraktan ya da başka bir şeyden.
"Ötekini" görmek için.
İyi de, yıllardır ne bitmez tükenmez, ne dinmez doymaz meraktır bu? Yeni bir şey mi göreceğini sanıyorsun? Hazret-i İsa tasviri kalkacak da yerine Vaftizci Yahya mı konacaktı?
Üstelik, bir Marksist'in, bir "ateistin" kilisede ne işi var? Bu ne matrak bir çelişki?
Bir kere, Saint-Antoine çok "ayak altı"... Beyoğlu'nun göbeğinde. Şehrin katedrali sayılır. Biz hiç, yazar çizerlerimizin bir Noel gecesi Kadıköy'de kafayı çekip Altıyol'daki Surp Levon Ermeni Katolik Kilisesi'ne gittiklerini duymadık.
Değişiklik olsun diye gitmeye kalkan, diğer arkadaşlarına kendini gösteremez ki! Amaçlardan biri de "aa sen de mi buradaydın" geyiği yapmak. Görmekten çok, görülmek.
Laf aramızda, Yom Kippur ya da Hanukka dolayısıyla herhangi bir sinagoga gittiklerini de duymadık.
Orayı hiç mi merak etmiyorsunuz yani?
Orada eğlence yok, değil mi?
İkincisi de, bu Saint-Antoine, "Rejans" ya da Markiz Pastanesi gibi birtakım "entel mekânlarına" bir taş atımı uzaklıkta. Nitekim, oralar gözden düşüp Beyoğlu kimlik değiştirince enteller başka yerlere dağıldılar, çoğunun cebi para da gördü. Daha fiyakalı yerlerde debelendikleri için, lokanta müşterisi düşünce Noel cemaati de değişti.
Evet, kiliseye "içkili" de gidilebiliyor, bunun verdiği bir rahatlık var.
Bir de, hiç yabana atmayalım, ayakkabı çıkarmak yok tabii! Büyük kolaylık!
Neyse, çok şükür, "kiliseye gitmeyi Batılılık sanmaktan" büyük ölçüde kurtulmuşlar. "Mümin Müslüman'ı gerici, mümin Hıristiyan'ı ilerici sanmak" budalalığından yavaş yavaş vazgeçiyorlar.
Günün birinde, "rakı içeni, namaz kılmayanı ilerici sanmak" ahmaklığını da bırakacaklar.
Umarım o zaman kimse kimseye "sen rakı içen adamsın, nasıl olur da Kemalist olmazsın" sorusunu da sormaz artık.
Hani şu ünlü "yüz ellilikler" var ya, Atatürk'e ve Anadolu hareketine muhalefet edenler, sürgüne gönderilenler... En önde gelen isimlerinden Refik Halit olsun, Refii Cevat olsun, küp gibi içki içen adamlardı.
Hemen her gece feneri ya Boğaz'da ya da Beyoğlu'nda söndürürlerdi ama Saint-Antoine'e giderler miydi, bilemem. Pek sanmıyorum.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.