ENGİN ARDIÇ ENGİN ARDIÇ

Ay inaanmıyorlaar...

Kamplaşma oldu, diyorlar...
Kamplaşmayı yaratanın kendi bağnaz tutumları olduğunu hiç görmek istemiyorlar.
Neyi görmek istiyorlar ki?
Laf anlamamakta kararlı adama hangi lafı nasıl anlatalım ki?
"Dediğim dedik, çaldığım düdük" yaklaşımına neyi nasıl açıklayalım ki?
İşin en matrak ve en hazin yanı (çoğu zaman bu ikisi birarada bulunur), tutumlarını bir "inanç meselesi" haline getirmeleri...
Hani şu, karşı kampı "inançlarıyla hareket etmekle" suçlayan adamlar ha bunlar!
Size anlatmıştım, çok sevdiğim bir arkadaşım var, kendisi üniversite mezunu. Mesleğini de açıklayayım, doktor. (Eh, hayatta bir doktor, bir gazeteci, bir de avukat arkadaşın olacak, öyle değil mi ya?)
En çok sevdiğim beş kişiden biridir, son yıllarda tatlı tatlı kavga eder olduk.
(Sonra laf iyilikle ve güzellikle "karıya kıza" dönüyor ama bunu yazınca bazı meslekdaşlarım bozuldular. "Rakip gazetede" çalıştığım için bana çamur atmaları gerekiyordu ya, dostumla karı kız geyiği yapmam "olmamıştı, hiç olmamıştı"... Ne yapalım genç arkadaş, yaşlandık, çenemize vurdu... Büyüyünce seni de görürüz.)
Bu doktor arkadaşım, Kemalist.
Ben Kemalist değilim, Atatürkçü'yüm.
Anlaşamıyoruz.
Arkadaşım Tanrı'ya inanmıyor, inananlara da çok kızıyor. "Allah'a ısmarladık" bile demeyecekmişsin, "hoşçakal" ne güne duruyormuş....
Tanrı'ya inanmayan arkadaşım, Ergenekon örgütüne de inanmıyor.
Evet, bunu bir "inanç meselesi" olarak koyuyor önüme. "İnançtan" hoşlanmayan da gene kendisi.
Bu "diyalektik bir çelişki" falan değil, düpedüz Türk aydını çelişkisi. (Prof. Şerif Mardin'in deyimiyle, Türkiye'de ilkokul öğretmenleri bile aydın sayılırlar.)
Bizim doktor, canım gülüm doktor, Recep Tayyip Erdoğan'ın "gelişerek değişmiş" olabileceğine inanmıyor.
Orduda bazı komutanların darbe planları yapmış olabileceklerine de inanmıyor.
"Kanıt var" diyorsun, "olamaz" diyor.
"Adam altına ıslak imza atmış" diyorsun, "yapmaz" diyor.
"İmzanın gerçek olduğunu askeri savcı söyledi" diyorsun, "inanmıyorum" diyor.
"Hiç mi gazete okumuyorsun?" diyorum, "okumuyorum" diyor.
"Peki olup bitenleri nereden biliyorsun?" diyorum, "biliyorum" diyor.
Bazı gazetecilerin de bu komplonun içinde olabileceklerine hiç mi hiç inanmıyor, koskoca gazeteci böyle şey yapar mıymış? (Ama onları okumuyor.)
Sonunda güldüm, "haklısın" dedim, "ordunun darbe yaptığı nerede görülmüş, sen hiç yakın tarihimizde ordunun darbe yaptığını duydun işittin mi? Bizim bildiğimiz, darbeleri kasap çırakları ve berber kalfaları yaparlar, öyle değil mi?"
Durdu durdu, baklayı ağzından çıkardı kenara koydu: "Canım," dedi, "bugüne kadar darbeler hep solu ezdi, bir kerecik de sağı ezsin, ne olur yani?"
Otuz yıl kadar demokrasiye dönülmeyecekmiş, çünkü bugüne kadar bütün kötülükler "öyle üç beş yılda hemen dönmekten" kaynaklanmış, bu otuz yıl boyunca aydınlar, sanatçılar, ressamlar, heykeltıraşlar halkı eğiteceklermiş...
"Eğitilmiş halkın otuz yıl sonra 'size' oy vereceğini nereden biliyorsun?" dedim.
Düşündü, "zaten göbeğini kaşıyanlar adam olmazlar" dedi.
"Tayyip'in hakkından Yahudi gelecek" diye de ekledi.
Bizim doktor eski solcudur aynı zamanda, 12 Mart döneminde çok çekmiştir.
Yok, bu sefer karıdan kızdan sözetmedik, çayımı içip kalktım. İşin tadı, ne yazık ki, kaçıyordu...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN