ENGİN ARDIÇ ENGİN ARDIÇ

Kristallnacht

O uğursuz gece, 9 Kasım 1938 gecesi, Atatürk komaya girmişti, can çekişiyordu... Sabaha çıkacaktı ama işte o kadar. Onu kaybetmemize saatler kalmıştı...
Saat yedi buçuk gibi vefat ettiği, fakat "anma törenleri resmi dairelerin ve okulların mesai saatlerine uygun düşsün diye" ölüm anının resmi olarak "dokuzu beş geçeye" alındığı o günden beri fısıldan bir dedikodudur.
9 Kasım dedik, böyle bir tarih de yoktur.
9 Kasım, aslında 9 Teşrin-i Sani'dir. İsterseniz, "sadeleştirilmiş" şekliyle 9 İkinciteşrin.
"Ay isimleri devrimi" her ne hikmetse ancak ve ancak 1945 yılında becerilebilmiş, ortaya atılan "gücük, yelin, açaray, gülay, bozaran" gibi birtakım saçmalıklardan vazgeçilmiş, buna karşılık "ekim, kasım, aralık ve ocak" kalmıştır...
Bunlardan "aralık" isminin de tuhaf bir özelliği vardır: "Kânun-u Evvel" ayına isim bulunamamış, kasım ile ocak arasında "arada" kaldığı için ismi aralık olmuştur!
Çelebi böyle olur bizde devrim dediğin!
Uzatmayalım, o uğursuz 9 Kasım gecesi bir şey daha oldu...
Almanya'da, özellikle Berlin'de.
Naziler Yahudiler'e saldırdılar.
Yok, o güne kadar yaptıkları türden alay, hakaret, saçını çekme, tekme, tükürük atma falan şeklinde değil.
Ölümüne giriştiler.
SA kıtaları ve sivil faşistler giriştiler, halk ve güvenlik kuvvetleri seyretti.
Bizim 6/7 Eylül 1955 olayları gibi "kontroldan çıkmış" falan değildi bu eylem, önceden planlanmış ve kontrol "edilmemesine" önceden karar verilmişti. Kimsenin eli tutulmayacaktı.
O gece 236 kişi öldürüldü.
30 bin Yahudi tutuklanıp toplama kamplarına sürüldü, Almanya henüz başka ülkelere bulaşmamış ve oralarda kamp kuramamış olduğu için Oranienburg-Sachsenhausen, Dachau ve Theresienstadt kamplarına.
267 sinagog yakıldı.
75 bin dükkân, 75 değil "75 bin" Yahudi işyeri yağmalandı ve tahrip edildi.
Bu Yahudiler göçmen ya da turist falan değil, katıksız Alman vatandaşlarıydı. Çoğu Alman ordusu saflarında Dünya Savaşı'na katılmış, madalya da almıştı...
Kırılan vitrinlerin camları kaldırımlara unufak öyle bir dağılmış ve yayılmıştı ki, ortalığı öyle amansız bir cam kırıntısı kaplamıştı ki, o geceye "kristaller gecesi" adı verildi: Kristallnacht.
Atatürk'ü kaybettiğimiz saatlerde Berlin çöpçüleri de bu camları süpürüyorlardı.
Bu olayın haberi bizim gazetelerimizin arka sayfalarında tek sütun olarak yayınlandı. Olumlu ya olumsuz bir tepki de görmedi. Doğal karşılandı. Biz kimsenin içişlerine karışıyor muyduk?
Bu olayı yaratanlar on gün sonra Atatürk'ün cenaze törenine "merasim kıtası" gönderdiler.
Seçme bir Alman birliğinin Atatürk'ün cenaze törenine katılması halkımız arasında sitayişle karşılandı, "koskoca Hitler bile" ona selam durmuştu.
Bugünkü dersimiz bu kadar çocuklar, canavar düdükleri çalıyor, hadi şimdi doğru Anıtkabir'e ya da Dolmabahçe'ye.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN