HAŞMET BABAOĞLU HAŞMET BABAOĞLU

Acil servisteki siyasal hakikat Ankara'dakinden daha çok!

Sıcak bir cumartesi günü öğleden sonrası...
Yalova Devlet Hastanesi'nin acil kapısının önündeyim.
Herkes ya deniz kenarında ya balkonda ya evinin loş bir odasında şekerlemede...
Yakındaki otoyoldan yolcularını tatil yörelerine yetiştirmek üzere gazlayan otobüsler geçiyor. Çıkardıkları sesler bir merminin vınlamasını andırıyor.
Hastane önü sakin.
Genç bir güvenlikçi, hastane görevlisi iki kadın ve ben kapı önünde duruyoruz.
İçerdeki acil gözlem koğuşuysa ağzına kadar dolu! Her yatakta çaresizlik, her yatakta ağrı, her yatakta "ya burada günlerce yatar kalırsam" kuşkusu!..
Nöbetçi doktor ve hemşireler koridorlardaki kalabalığın arasında zikzak yaparak koşturuyor.
Kapıda durduğum on dakika boyunca ambulansların biri gelip biri gidiyor.
Besinden zehirlenenler, arkadaşıyla şakalaşırken orasını burasını kıranlar, o sıcakta dışarı çıkıp fenalaşan ihtiyarlar...

***

Bir ambulans geliyor. Sanki biraz daha telaşlı, biraz daha aceleci bir edayla..
Arka kapıları açılıyor.
Sedyenin bir ucu görünüyor. Sonra bir delikanlının renkli desenli tişörtü. Sonra kamuflaj desenli şortu.
Delikanlı kendinde değil.
Nesi var anlaşılmıyor pek ama durumu ağır!
Yanımda yere oturmuş sigara içen hastane görevlisi orta yaşlı kadın bir anda yerinden fırlıyor.
Yüzü, gözü bir anda dağılıyor.
İçinde büyüyen kocaman çığlığı zor tutuyor. Sedyeye doğru koşuyor. Düşecek sanki ama duruyor.
Sonra dönüp yanımıza geliyor.
Gizli tutmaya çalıştığı bir tebessüm ve rahatlamayla "tişörtünden bir an benim oğlan sandım" diyor.
Birlikte sedyenin acil kapısından içeri sokuluşuna bakıyoruz.
Delikanlının artık öylesine kimsesiz ve güçsüz görünen converse'li ayaklarının sallanışına bakıyoruz.
İşte o zaman kadın delikanlının kendi oğlu olmadığını anladıktan sonra yüzüne yapışıp kalan tebessümden utanıyor sanki.
Yüzü buruk bir sancıyla kasılıyor.
Ve dönüp bana ve yanındaki arkadaşına fısıldar gibi diyor ki... "Ah yavrucak!
Onun da bir annesi var, şimdi öğrenince nasıl üzülecek! Perişan olacak
."
Bu söz ne kadar yalın, ne kadar sade!
Ve nasıl da keskin biçimde belirleyici!
Çünkü bu söz...
Kadınların... galiba artık sadece kadınların, annelerin, anneannelerin avuçlarında tuttukları hayatın kalbinden çıkıp geliyor...
***

Siyaset, siyasal aktörlerden; Baykal'dan, Bahçeli'den ve onların dünyalarından ibaret değil.
Ankara ve medya bizi buna inandırmaya çalışıyor. İstiyor ki, erkeklerin hoyrat ezberlerini ve kurumlaşmış şiddeti siyasetin ta kendisi sanalım!
Oysa bir anlasak...
Herhangi bir hastanenin acil servisinde bile daha fazla siyasal hakikat ve hikmetin var olduğunu anlasak...
Ne çok şey değişecek!
Yalnız "Kürt açılımı" adı verilen şey değil...
Bütün siyasal açılımlar bir annenin bir başka annenin üzüntüsüne nasıl ve neden üzüldüğünü anlamakla başlayacak!
Haydi!..
Bunun için daha fazla gecikmeyelim!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
Bugünkü Diğer Yazıları
BİZE ULAŞIN