HAŞMET BABAOĞLU HAŞMET BABAOĞLU

Pazar notları

İnsan matrak bir varlık... Kendine bir takvim uyduruyor, sonra neredeyse uydurduğunu bile unutup o takvimin "hikmet"lerine inanıyor. 31 Aralık'mış, 1 Ocak'mış! Yeni bir yıl gelecekmiş!.. Evrenin umurunda mı bizim takvimimiz? Haydi onu da geçtik! Takvimdeki bir yaprak, değişen tek bir rakam neden bu kadar heyecanlandırıyor bizi?.. Ah sen!... Varlığı duayla, dilekle yoğrulmuş insan! Sabahları uyandığında, yeni günden bekleyeceğini; şöyle bir sarsılıp kendine geldiği her an bir sonraki an için edeceği duayı "yeni yıl"lara saklıyor.

***
Hiçbir yeni yıl kutlaması kişisel hayatlarımızın bambaşka bir takvimi olduğu gerçeğinin üzerini örtemez. Bazen mevsimlere göredir kişisel takvimimiz. Benim yeni yılım mart ayının ikinci haftasında başlar mesela. Bazen de olaylar belirler. Mesela âşık olan birini düşünün! Onun için "yeni yıl", hatta "yeni bir çağ" ne zaman başlar? Bunu apaçık biçimde hissettiği ilk gün... Ondan öncesi tümden eskidir, bitmiştir.

***
Takvim... Çok güçlü bir yalan! Sonunda ne yapar eder teslim alır insanı. O kadar mı? Takvim bir hapishane! Kaç kaçabilirsen!

***
1 Ocak günü buruk bir gülümsemenin, belki acı bir kahkahanın günüdür! Onca patırtı, gürültü, onca heyecan gelip geçer. Ee, ne oldu şimdi? Aynı faturalar ödenmeyi bekleyen... Aynı hastalıklar, aynı dertler... Ne çocukların kırık notları, ne de büyüklerin borçları silindi! Dünyanın hali mi? Zerre değişmedi.

***
Siyaset neden tıkanıyor? İdeolojiden, devletten, derin devletten, demokrasi eksiğinden falan söz etmeyeceğim, merak etmeyin. Siyaset tıkanıyor, tıkanır. Çünkü siyaset insanın sahici ıstıraplarını es geçer. İşsizliği bilir siyaset. İşsiz insanı bilmez. Etnik kimliği bilir siyaset, ezilen kişiliği bilmez. Demokrasiyi bilir siyaset, sesini kimseye duyuramayan sıradan insanı bilmez.

***
Berlin'de Pergamon müzesinde antik Milet'e ait "pazar kapısı" na, Bergama tapınağına bakıyorum. İki muazzam yapı bir tavanın altına, büyük bir hücreye hapsedilmişler. O sütunlara bakarken içimin daraldığını hissediyorum.

***
Berlin... Dışarısı çok soğuk. Sıfırın altında on dört, on sekiz derece arasında gidip geliyor. Genç kız paltosunun düğmelerini açıyor. Çıplak göbeği görünüyor. İncecik bir bluz var üzerinde. Bir kez daha kafama dank ediyor. Artık göbekler üşümüyor. Göğüs bölgesi hep yanıyor. Ama kulakları pembe ponponlarla kapalı. Bir de eldivenleri dikkatimi çekiyor. Onların sadece kulakları ve avuçları üşüyor. Müzik hayatları, kulakları önemli. Belki ondan özenle koruyorlar. Elleri... Hep hassas, hep açık, hep dokunmaya, okşamaya teşne... Belki ondan ellerini soğuktan korumaya çalışması.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
Bugünkü Diğer Yazıları