HAŞMET BABAOĞLU HAŞMET BABAOĞLU

Benim takvimim

İnsanız.
Kültür diye bir şey var.
Derin izler bırakan bir geçmişe, büyük umutlar beslediğimiz bir geleceğe yaslanıyoruz.
Geçmişin geçmek bilmediği; beklediğimiz geleceğin biz bu dünyadan ayrılmadan önce gelemediği konusunu açıp işi dallandırıp budaklandırmak istemiyorum.
Ama hele bir de...
Bizi prangalayan işimiz gücümüz var.
İşte o yüzden zamana dair o büyük yalana; yani takvim denilen uyduruğa muhtacız.
Hem muhtacız hem de mahpusuyuz o takvimin!

***

Yine de manevi anlamıyla özel durakları ve bayramları bir yana bırakırsak...
İnanıyorum ki, asıl değer vermemiz gereken zaman haritası kişisel takvimlerimiz olmalıdır!
Benim yeni yılım mesela...
Baharla gelir.
Yılbaşım
, yaklaşık olarak mart ayının üçüncü hafta başıdır.
O günlerde bir şeylerin eskidiğini, zamanın yaprağını sararıp solduğunu hissederim.
Ve kendi çapımda bir uğurlama töreni düzenler, hemen yola çıkarım.
İşte o vakit...
Sabahın ilk ışıklarının asfaltın üzerine düştüğü saatlerde hayatımda yeni bir sayfa açıldığını anlarım.
***

Bütün bunlara rağmen...
Mevsimler ve geceyi gündüzden ayıran çizgi bile sandığımızdan daha önemsizdir.
Çünkü kalbin mevsimleridir bizi açtıran ve solduran! Ben, mesela...
Seviyorsam, bahar hep sürer.
Her ayrılık kıştır.
Dünyayla aram iyiyse, yaşamak tat veriyorsa, huzur yanı başıma sokulmuşsa...
Ruhumda tek bir mevsim hüküm sürer: Yaz.
Ve o melankolik günlerim! Ölümle dostluğum. İşte o durumda bir dakika içinde bütün mevsim değişir; sonbahar olur.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.