MEHMET BARLAS MEHMET BARLAS

Türk siyasetinde yedi yıldır "Tayyip Erdoğan" olayı var...

Rahmetli Kemal Ilıcak'ın Süleyman Demirel ile Turgut Özal'ın olaylara bakış açılarını karşılaştıran gözlemini yine hatırladım.
Şöyle demişti Ilıcak:
- Demirel'e bir soru sorduğunuzda ceketinin göğüs cebinden Anayasa kitapçığını çıkartır.
Özal'a bir soru sorduğunuz zaman ise, ceketinin göğüs cebinden hesap makinesi çıkartır.
Tayyip Erdoğan Başbakan olduktan sonraki ilk dönemde bu değerlendirmeyi ona yönlendirip sormuştum:
- Acaba Erdoğan'ın ceketinin göğüs cebinde ne var?
Aradan geçen yılların ertesinde bu sorunun cevabını tam olarak alabildiğimizi söyleyemiyorum.
Ama bir gerçek var ortada.
Erdoğan yedi yıldır Başbakanı bu ülkenin.
Sırasında Anayasa'ya, sırasında hesap makinesine başvuruyor.
Aynı zamanda uluslararası konjonktürü de dikkatli biçimde değerlendiriyor.
Demirel'den de Özal'dan da farklı bir çevresi ve danışmanlar kadrosu var.
Erdoğan "Çevre"yi belirlerken en temel ayıraç maddelerini "sadakat" ve "itaat" oluşturmakta.
Ayrıca kişileri listelemeye dönük katı bir belleği var.

Belleğe kaydediyor

Kendisine, ailesine, inancına dönük haksız ve kuşak altı saldırıların faillerini bu belleğe alıyor.
Çok çalışkan.
Siyaseti gerçekten bir "Hizmet" mesleği olarak görüyor.
Ben bunu yıllar önce Korkut Özal CHP-MSP koalisyonunda Bakan olduğunda görmüştüm.
Özal'ın makam masasının üzerinde bir tane bile kâğıt veya dosya yoktu. Masanın üzeri bomboştu.
Ona "Siz hiç dosya incelemez misiniz" diye sorduğumda şu cevabı vermişti:
- Önüme gelen işi daha sonraya ve bugünün işini yarına ertelediğim zaman Allah'a hesap veremem. Şu anda üstlendiğim hizmetin gereğini eksiksiz yapmam bir çeşit ibadettir.
Erdoğan'ın "Öz-taban"ına karşı söz verip de gerçekleştiremediği iki hizmet var.
İmam Hatiplilerin üniversiteye girişteki mağduriyetlerini de, başı örtülü kızlara üniversiteye girişin yasaklı olmasını da önleyemedi.

Sabır taşı çatlarsa

Arkasındaki oy ve halk desteğine karşı mesela Anayasa Mahkemesi'ndeki AK Parti'yi kapatma davası sırasında veya başörtüsü konulu Anayasa değişikliğinin iptalinde bu desteğin bazı durumlarda hiçbir kıymet-i harbiyesi olmadığını anladı.
Ama gerek Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin engellenmesine, gerekse 27 Nisan emuhtırasına karşı verdiği tepki ile "Sabır taşı"nın fazla da zorlanmaması gerektiğini herkese hatırlattı.
Kürt realitesinin bölücü terör olgusundan soyutlanması, Kıbrıs'ın bir çözüme kavuşturularak Türkiye'nin AB üyeliğinin engeli olmaktan çıkartılması, Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılması ve benzeri konularda kendisine "Derin Devlet" tarafından kısıtlı karar yetkisi tanınmasını daha ne kadar kabul edeceğini kestirmek mümkün değil.
Bir çarpıcı gerçek var ki bunu mutlaka değerlendirmek gerekiyor.
Tayyip Erdoğan kendilerini "Yenilikçi" ve "Batıcı" olarak niteleyen kesimlerden daha çok "Yenilikçi" ve "Batılı" bir siyasetçi şu anda.

Liberal demokratların sesi

Daha da ötesi ister beğenin ister karşı olun, Erdoğan'ın AK Parti'si şu anda Türkiye'nin en sivil, en özgürlükçü ve en dünyalı siyasal örgütü.
Eğer bir kesim militarist eğilimlere karşı şimdiye kadar görülmemiş sert üslup içinde tepki koymaktaysa, bunun tek güvencesi Erdoğan'ın ve AK Parti'nin iktidarı değil midir?
AK Parti iktidarda olmasa, Susurluk'tan Güneydoğu'daki fail-i meçhul cinayetlere uzanan, çeşitli darbe girişimlerini içeren eylemlere dönük adli soruşturmanın bir sonuca ulaşacağını düşünebiliyor musunuz?
Neticede bu süreçte Türkiye'de medya da "Çok sesli" olmadı mı?
Ve bu süreçte "Liberal Demokrat" görüşler ilk kez ülke siyasetine dolaylı da olsa ağırlıklarını koymadılar mı?
Evet... Erdoğan'ın ceketinin göğüs cebinde nelerin olduğunu tam olarak bilemiyoruz.
BİZE ULAŞIN