MEHMET BARLAS MEHMET BARLAS

Müziğin de siyasetin de amacı gönülleri hoş etmektir

Andante dergisinde Prof.Dr. Önder Kütahyalı, NTV radyoda Oğuz Haksever'le birlikte yaptığımız haftalık müzik programı "Makam Farkı" üzerine bir eleştiri yazısı yazmıştı.
Bu yazıyı okurken "Basındaki bütün eleştiri yazılarını yazanlar keşke Önder Kütahyalı'dan ders alsalar" diye düşündüm.
Haksever'le benim çabalarımızı yüreklendirirken, Türk müziği konusunda öylesine derin bilgiler vermiş ve bizi öylesine ince noktalarda uyarmış ki, bundan sonra programı yaparken bunları dikkate almamak mümkün olamaz.
Önder Kütahyalı doğuştan görme engelli bir müzik ve düşünce adamı.
Benim babaannemin yeğeni olan rahmetli Mithat Enç'in "Körler Okulu"nda eğitim gördükten sonra Ankara Devlet Konservatuarı'na girmiş. Zaten çok iyi keman çalan Kütahyalı, kabartma notanın da ustası olmuş.
1960'ta pekiyi derece ile mezun olduktan sonra İzmir Konservatuarı'nda hocalık görevine başlamış." Çağdaş Müzik Tarihi"nin yazarı olan Önder Kütahyalı 1999'da profesör ve 2004'te de emekli olmuş.

Bazı gözlemler

Andante dergisindeki "Makam Farkı'nın Düşündürdükleri" başlıklı yazısında, benim de hep düşündüğüm bazı gerçekleri buldum.
Sayın Kütahyalı'nın gözlemlerinden bazılarını satırbaşları ile aktarayım:
- Geleneksel müziğimiz şiirin belirli bir makamda ve usulde insan sesiyle seslendirilmesi ilkesine dayanır. Dinlemekten çok katılmayı özendirir.
- Geleneksel müziğimizin ana amacı gönülleri hoş etmektir, düşündürücü değildir. 16. ve 17. yüzyıllardaki Avrupa müziğinde de durum böyleydi. Onun evrensel nitelikler kazanması henüz mümkün değildi.
- 18'inci yüzyılda J.S. Bach kanonlarıyla, figürleriyle müziğe akılcılığı getirdi. "Viyana Klasikleri"nden Haydn ve Mozart aynı eylemi sürdürdüler. Beethoven özellikle sağırlık dönemindeki yapıtları ile bu durumu doruğuna ulaştırdı.
- Aslında onların müzikleriyle de mutlu oluyoruz. Ancak insanlığa armağanladıkları yapıtlardan pek çoğu bizi aynı zamanda felsefeye götürmektedir.
Evet müziğimizin öncelikli amacı gönülleri hoş etmektir.
Aslında siyasetin öncelikli amacının da insanları mutlu etmek olması gerekmiyor mu?

Keriz eleştirisi
Önder Kütahyalı "Makam Farkı"nın yapımcı ve sunucuları olan bizleri abartılı övgülerden kaçınmamız için uyarırken, yayınladığımız yorumların seslendiricileri olan bazı ünlü sanatçılar için de bazı nota değerlerini uzatıp kısaltarak usulün dışına çıktıkları eleştirisini getirmiş.
Dede'nin Sultaniyegâh "Takım" ından bir parçanın yorumlanışını da buna örnek olarak göstermiş.
Bir de yorumlara renk katmak için yapılan gevşek vibratolara, kaydırmalara, fazla seslere dayalı "Keriz"lemelerin müzikseverleri rahatsız ettiğini söylemiş.
Evet...
İşin özü bu...
Müzik insan aklının en büyük keşiflerinden birisidir.
Doğadaki sesleri bir düzen ve ahenk içinde yan yana getirip, bunlardan insanları eğlendiren, neşelendiren, bazen hüzünlendiren, coşkunun da öfkenin de yansıtıcısı olabilen yapıtlar, yaratıcılığın zirvelerini oluşturur.
Bizim müziğimizin besteleri arasında da böyle örnekler çok.
Ama soyuttan daha çok somuta dayalı bir anlatım var bizim müziğimizde.

Zaman ötesi fasıl

Bu nedenle "Güfte" çoğunlukla "Beste" kadar ağırlıklıdır.
Bu durum da gerçekten "Katılım" ı özendirir.
Nevzad Atlığ yönetimindeki bir Klasik Koro konserinde bile, söylenen bestelere, şarkılara oturduğumuz yerden eşlik etmez miyiz bizler?
Bu açıdan bakıldığında Türk Müziği benim için zamanların ve mekânların ötesindeki bir büyük fasıl, tarih üstü bir meşktir.
Bir yanımda Itri, Hafız Post, Dede Efendi, Hacı Arif Bey, bir yanımda da Lemi Atlı, Selahattin Pınar, Rakım Elkutlu, Avni Anıl, Alaeddin Yavaşça oturur bu fasılda.
Tabii Mustafa ile Tanburi Ali de, Vivaldi ve Dvorjak ile birlikte sonsuzluktaki locada yan yana dinlerler bizim faslımızı.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN